Şule

İçerik, tasarımdan önde gelir. İçeriğin olmadığı yerde tasarım, tasarım değil dekorasyondur. - Jeffrey Zeldman
Sayfa 237·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Tıpkı göle atılan çakıl taşının yaptığı gibi, eylemlerimiz de çevremizdeki dünyaya dalgacıklar halinde yayılır. Her dalgacık karşılaştığı şeyi etkiler, o şey de buna daha ötelere yayılacak dalgacıklar halinde tepki verir. Örneğin kapıyı açıp geçmesi için birine yol verirseniz bu davranışınız o kişiye arkadan gelen birine aynısını ya da farklı bir nezaket jesti yapması için ilham oluşturabilir. Benzer şekilde, birisine terslendiğiniz zaman o kişinin eşi, arkadaşı ya da çocuğu ediminizin dalga etkilerine maruz kalacaktır.
Sayfa 195·Kitabı okudu
Alıntı
"Ne olursa olsun," dedi Korkuluk, "ben kalp değil beyin istemeliyim; çünkü aptal biri kalbi olsa bile onunla ne yapacağını bilemez." "Ben kalp almalıyım," diye karşılık verdi Teneke adam, "çünkü beyin insanı mutlu etmez, oysa mutluluk dünyadaki en güzel şeydir."
Sayfa 27·Kitabı okudu
Alıntı
Snelman bu sabır dinine kızıyordu. Hiddetleniyor ve iki şeye çok kızıyordu. Kendisine çeşitli özgürlükler, rahatlık ve refah sunan; ama halka ise en alçak ve en ağır ihtiyaca sabretmeyi telkin eden üst tabakalara kızıyordu. Halk kitlelerine de sabrettikleri için kızıyordu. Akıl tutulmalarına tepki gösteriyordu. Halk kitlelerinin fakirliğe, kaba cehalete, sarhoşluğa, kuralsızlığa, kendi hayatlarının içindeki ve dışındaki pisliğe alışmalarına tepki veriyordu.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Alıntı
Gençliği suçlamayın, kendinizi suçlayın. Siz nasıl yetiştirdiyseniz, öyle bu gençlik. Gençliğin nasıl yetiştiriyorsunuz? Yetiştirmiyorsunuz! Anneler ev işi, mutfak, alışveriş, temizlik ve çamaşırla meşgul. Babalar da iş, görev ve ticaretle. Gecelerce meyhanelerde ve kulüplerde oturup kağıt oynuyorlar. Çocuklarla hiç ilgilenmiyorlar, zamanları yok. Çocuklarla vakit geçirmek onlara çok zor ve sıkıcı geliyor. Çocuklarla konuşmuyorlar. Hayatlarında ne olup bittikleri ile ilgilenmiyorlar. Olur da zaman bulurlarsa biraz öpüp okşuyor, tatlı veya oyuncak veriyorlar. Ardından da "Hadi gidin çocuklar! Kendi kendinize oynayın!" diyorlar. Yani diğer bir deyişle "Kaybolun gözümün önünden. Ne isterseniz yapın. Yeter ki bizi rahat bırakın." Çocukluk yılları, çocuk aklı ve ruhu hiç ellenmemiş bir tarla gibi bomboş kalıyor. İyi hiçbir şey ekilmiyor buraya. Eğer çocuklara iyilikten, hakikatten ve sevgiden bahsederlerse de bunu sert, sıkıcı ve yabancı kelimelerle anlatıyorlar. Çocuk haklarının ilgisini çekmeyi beceremiyorlar veya istemiyorlar. Açıkça söylemek gerekirse, çocuklar ebeveynlerinin yanında, çokça akrabalarının içinde, kendi evlerinde dahi yetim gibi bir büyüyorlar. Çocukları iyi besliyor, güzel giydiriyor olabilirler. Sağlıklarından endişe de duyuyor olabilirler. Fakat çocuk aklının ve ruhunun beslenmesi, temizliği ve sağlığı hiç mi akıllarına gelmiyor. Gerçekten de, çocuklarımızın şimdi olduğundan daha kötü olmadığına olmadıklarına şaşırmak gerek.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam