Bu insanın bir tek sözüyle bütün bu koca kitlenin (bu kitleye bağlı, ufacık bir kum tanesinin: kendisinin) suya, ateşe, cinayete, ölüme, ya da müthiş kahramanlıklara atılabileceğini hissediyor, bu yüzden yaklaşan bu sesin önünde ürpermekten, donup kalmaktan kendini alamıyordu.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben
Bahtiyarım...
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
kıllı,siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzıma!
Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...