Bazen, karşılıklı iki kapısı olan bir odamız varmış gibi geliyor; ikimiz de kendi kapımızın kolunu tutuyoruz, birimiz gözünü kırpsa, diğerimiz kendi kapısının ardına kaçıveriyor ve ilki tek bir söz söylemeye kalksa, ikincisi kesinlikle çoktan kapıyı arkasından kilitlemiş ve gözden kaybolmuş oluyor. Kapıyı tekrar açacak, çünkü bu belki de insanın terk edemediği bir oda. İlki ikincisine bu kadar benzemese, sakin olsa, ötekine bakmıyormuş gibi davransa, odayı sanki herhangi bir odaymış gibi yavaş yavaş düzene sokacak; ama bunun yerine, o da kapısının orada aynı şeyi yapıyor, hatta bazen ikisi de kapılarının arkasına saklanıyorlar ve güzelim oda bomboş kalıyor. İşte bu yüzden, üzücü yanlış anlamalar ortaya çıkıyor.
I like for you to be still, and you are still far away,
It sounds as though you were lamenting, a butterfly cooing
like a dove.
And you hear me from far away, and my voice does not reach
you:
Let me come to be still in your silence.
And let me talk to you with your silence
that is bright as a lamp, simple as a ring.
You are like the night, with its stillness and
constellations.
Your silence is that of a star, as remote and candid
You are taken in the net of my music, my love,
and my nets of music are wide as the sky.
My soul is borne on the shore of your eyes of mourning.
In your eyes of mourning the land of dreams begins.