Bahçıvan ve Ölüm, yalnızca bir babanın ölümüyle değil, onunla birlikte toprağa verilen bir çocuklukla, sessizce kapanan bir güven alanıyla ilgilidir. Baba hayattayken çoktan geride kalmış sanılan çocukluk, onun ölümüyle gerçekten sona erer; artık dönülecek bir “baba evi”, sığınılacak bir zaman yoktur ve dünya insanın üzerine doğrudan gelmeye başlar. Baba, sevgi figüründen çok dünyaya karşı bir tampon gibidir; o tampon kalktığında yönsüzlük, boşluk ve ne yapacağını bilememe hissi kalır geriye. Kitabın en acı verici yanı ölümün kendisinden çok, onun yaklaşmakta olduğunu bilerek beklemektir; umutla çaresizlik aynı anda var olur ve bu bekleyiş insanı içten içe tüketir. Tüm bunlara, yazarın bilinçli bir sadelikle kurduğu dil eşlik eder; okur olan biteni izler, müdahale edemez, sadece tanık olur. Bu yüzden Bahçıvan ve Ölüm, bağırmadan acıtan, okurdan çok şey istemeyen ama uzun süre onunla kalan, sade olduğu kadar derin bir kitaptır.