İncecik porselen bir fincan gibi tepe üstü düşüyor yere. Çıkan sesten anlıyoruz. Bu, Hayırsız Ada'da yiyeceğimiz ilk ceset. Ardından hepimiz atlıyoruz sokağa. Annemin eti ağızlarımızda kocaman birer lokma.
Bazı kitaplar yüzünden kafam biraz
karışmışsa da bugün bile senin içtenliğini taşıdığımı ümit
ediyorum. Gene de sonunda sana bütünüyle benzemekten
korkuyorum babacığım: Yani ben de sonunda senin gibi
ölecek miyim?