“Hiç korkmamış olsaydım keşke.
Hiçbir korkuyu tatmamış olsaydı bilincim ve bedenim.
Korunmaya ve savunmaya gerek duymasaydım.
Korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi davranıp, korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi konuşsaydım.
Gerçekten nefes alabilseydim her an.
Gerçekten yaşayabilseydim.
Ben olsaydım sadece, en doğal halimle.
Gerçekte yaşayabilseydim keşke.
Kendine özgü, özgün ve özgür.
Var olsaydım.
Olabilir miyim?
Keşke…”
“Bir ölü balığın gözleri gibi gözlerim. Donuk, bomboş...Kendimi bildim bileli, benimle büyüyen bu eksiklik hali. Eksikliğin boş gözleri. Kendime baksam da bir şey göremiyorum ki. Eksiktim ben. Bir şeyler yoktu bende, ama ne? Olmayan her ne ise tam kalbimin orta yerinde, orada bir oyuk oluşturmuştu sanki.”
“Kapıldığı yaşlanma korkusunun nedeni, yarın başlayacağım, yakında yapacağım, daha zaman var, bugün, yarın.. diye diye ertelediği şeylerin hiçbirini yapamamış, hayallerinin birçoğu için zamanın geçmiş olduğunu, sanki zihninde bir şimşek çakmış gibi birdenbire ve kesinlikle anladığı halde, inkâr etmiş olmasıydı.”