Adayış hususundaki, Meryem’in durumu ve kıssa gayet zarif ve yerinde geçişlerle anlatılmış lakin yazarın İslam’da kadın diye bir yandan suyumuza gitmeye çalışıp bir yandan kendiyle çatıştığı, “İslam’da Kadın” diyerek -direkt ayrıştırıyor zaten- ne yapmalı bu kadın, şimdi ben çizdim sınırı, hah evde oturmalı müslüman kadın, çocuk bakmalı, “erkeğin alanına” tecavüz etmemeli gibi gibi zırvaları pek bol olan, Meryem kıssasını bile anlatırken ve bir yandan da cinsiyetçilere giydirirken bile cinsiyetçi cümleleri, ibareleri ve sözleri olan bir kitaptı. Keşke geniş perspektiften bakamayanları ve “ataerkil islam toplumu” olmaz olsun tadında cümlelerinin yanında biraz da kendisi cinsiyetçi olmasa mis olurdu, dediğim gibi kendiyle çatışıyor bol bol.
Onun yıktığı birinci put ataerkil Roma toplumunun tanrılaştırdığı erkekti. O babasız doğmakla bu toplumsal putu yerle bir etmişti. Allah’ın bu sosyal dengesizliğe olan gazabına bakınız ki Kur’an’daki ilgili tüm ayetlerde ve bu ayette bir erkeği, hem de bir yığın olağanüstü donatılmış bir erkeği, bir kadına nisbet ederek anıyordu:
“Meryem’in oğlu İsa...”