Bu,roman genç bir kâtibin işidir,
Gelmiş geçmiş pek çok şair,âşık ve hikaye anlatıcısından birinin.
Bizler,her nefesimizle şiirler,şarkılar ve hikayeler dokuruz.
Hatırlayın bizi.
Dicle’den bir damla,güneşin altında buharlaşarak tül gibi r sis sarmalı halinde ağır ağır yükseldi.Sıvıdan Buhara ve katıya,sonsuz bir döngü kendini tekrarlamaya başladı.Mezopotamya’nın yıkılmış şehirlerinin gözyaşları,henüz gelmemiş sellerin pusuyla karıştı.Bulut kıtaların üzerinden geçerken donarak kristallere dönüştü.Bir kar tanesi Londra’nın üzerine düştü,buz gibi zeminde yatan yeni doğmuş bir bebeğe doğru hızla savruldu.Ve bebek,su denen gizeme baktı;tüm telaşı ve hareketiyle,bir an gümüşi göründü su,bir an mavi,en güzel, en derin mavi.Ve eğer masum bir hayretle yukarı bakarak dünyayı bir bebeğin gözlerinden görebilseydik,biz de gökyüzündeki nehirleri seyredebilirdik.Dur durak bilmeden akan o güçlü nehirleri.
Narin,her insanın içinden iki güçlü akarsuyun geçtiğini biliyordu:iyi ve kötü.Hangi yolu seçtiğimiz—kalbimiz,ruhumuz ve zihnimizle—kim olduğumuzu belirliyordu nihayetinde.Bazı insanlar,en umutsuz durumlarda bile başka bir insanı incitmemek için ellerinden geleni yaparken,bazılarıda sanki bir sineği kovalıyormuş gibi bir rahatlıkla acı çektirebiliyorlardı başkalarına.