Benim biçare, ürkek tebessümümüm, yan bakışlarımın kim farkında idi? Orada , karşılarında Cemal beyefendi, kendinden emin,kudretli,zalim,kırıcı hüviyetiyle her şeyi yangın kulesinin tepesinden seyreden otoritesi ve sevimsizliğiyle parlarken benim yüzümdeki değişikliği fener tutsam bile kimse göremezdi.
Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım.Ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim.Sade içimde simsiyah ve çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı.Bir baskıdan kurtulmuştum. Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanmazdı da.Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı.
Helene’yse bal gibi sözlerle dedi ki: “Ah kaynım benim, dayanılmaz kötülükler yapmış bir köpeğim ben.Anamın beni doğurduğu gün keşke, bir korkunç kasırga gelseydi, alsaydı beni, bir dağın tepesine atsaydı, yada bıraksaydı uğuldayan denizin içine .Dalgalar sürükler götürürdü beni, insanlar da bu acı günleri görmezdi. Madem tanrılar bu günleri gösterecekti bize , bari yiğit bir erkeğe düşeydim ne olurdu.