“Biliyor musun”dedim Ogo’ya, “Saramago’nun mezarı bir zeytin ağacını altında.Doğduğu toprakta yetişmiş zeytinlerden birini alıp adına yaptırılan müzenin önüne dikmişler,küllerini de ağacın toprağına gömmüşler.Öldükten sonra bile meyve veriyor.Sevdiğim yazarlar zeytin seviyor.”
Kafamı dağıtmak için derin bir nefes alıp çevreme baktım.Doğa nazire peşindeydi.Güneşin turunç zerrecikleri çınarların yapraklarına damlıyor,rehavetle ışıldayan yapraklar aheste beste sallanıyor,etraftaki çiçek tarhlarından yayılan baygın kokular yaşama iştahımı kabartıyordu.
Dünyanın öbür ucuna yürüsem de kasabalar kasaba,şehirler şehir,insanlar insandı.Ve bunca ayrılığa rağmen,insanlar hep,insanlar daima,insanlar her yerde yalnızdı.