Bulgakov’un okuduğum ilk kitabıydı. Gayet akıcıydı ve okumayı kolaylaştıran güzel bir dili vardı, kurgusu bence harikaydı.
Eser Şarik adlı zavallı bir köpeğin hikayesini anlatıyor ama aynı zamanda Sovyet dönemini hicvediyor. Bir parça sucuk için bir insanın peşine takılan, karnını doyurmaktan başka derdi olmayan yaralı bir köpeğin, insanın zalimliğiyle yüzleşmesini ustaca ele alıyor. Bir insanın hipofiz ve testis bezlerini Şarik isimli köpeğe nakleden profesör, nakilden sonra insana dönüşmeye başlayan, yeni ismi Şarikov olan köpeğin daha doğrusu insan kalbi taşıyan canlının nasıl kötü bir varlığa dönüştüğünü anlatıyor. Köpekken iyi bir karaktere sahip olan Şarikov insana dönüştüğünde yalnızca fiziksel olarak değişmekle kalmamış, toplumsal sorunlar çıkaran kaba, kötü bir karaktere dönüşmüştür. Köpek üzerinden sembolizmi kullanarak insanın kötülüğü dile getirilmiştir.
SPOILER
Sonunda işler kontrolden çıkınca profesör ve yardımcısı tekrar ameliyat yapar. Şarikov yeniden köpeğe dönüşür. Roman, profesörün evinde sakin hayatın geri dönmesiyle biter. Yani deney başarısız olur ve “insan yaratma” girişimi tersine çevrilir.
Kitabın en beğendiğim 2 alıntısıyla incelememi bitireceğim.
“ Ama işte gözlere bakınca, ne uzaktan ne yakından asla yanılmazsınız! En önemli şey gözlerdir! Tıpkı barometre gibidirler. Kimin ruhunda büyük bir kuraklık var, kim durduk yere böğrüne tekmeyi yapıştırabilir, kim kendi gölgesinden bile korkar, hepsini ele verir.” -s.7
“ Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Hem de doğada var olanlar arasında en rezilini.” -s.113