1843’te Fredrick Engels diyor ki: “Avrupa edebiyatında, tam bir devrim gerçekleşti. Eskiden romanların ana kahramanları olan kralların ve prenslerin yerini, yoksul sınıftan kişiler, yani hayatı ve kaderi, ihtiyaçları ve acıları olanlar ele geçirdi.”
Engels’in de dediği gibi 19.yüzyılın ortasında sosyalizm Avrupa’da yalnızca siyasette değil, edebiyatta da gümbür gümbür yükseliyordu. Komünist Manifesto’da Rusya’yı işlemiştik ve onun kapitalizmle daha geç tanıştığını, sanayisi bürokrasisi hızla gelişirken, özgürlüklerden yoksun baskıcı Çarlık rejimi altında olduklarını anlatmıştık. Dönem romanlarında da hep işçilerden çok yoksul memurlar var. 1755’te 12 bin memur varken, 1855’te 119 bin 300 memur çalıştırıyor Rusya. Halk içindeki kötü şartlar, Çarlık yönetimine karşı iki farklı görüşün ortaya çıkmasına neden oluyor. Bunların ilki, Slavofiller, bir nevi milliyetçiler, Ortodoks, Rus köklerimize geri dönelim ancak öyle düzeliriz diyenler. Avrupa’yı örnek almak istemiyorlar çünkü Katolik Avrupa bunlara, Ortodoks, Roma hukukunu kullanmayan, baskıcı, barbar bir ulus olarak bakıyor. O geri kalmışlığı kabullenmek, ezilmiş hissetmek istemiyorlar yani. Diğer grup da Batının aydınlık fikirleriyle Rusya’yı geliştirip, Batının bu olumsuz görüşlerini yıkmak, tersine çevirmek için uğraşan özgürlükçü, yenilikçi grup. Rusya’da da bu özgürlükçü, toplumcu yükselişte çok önemli bir figür var. Belinski… Gogol, Turgenyev, Dostoyevski hepsi bu adamın elinden geçmiş isimler. Belinski’yi şöyle tarif edeyim. “Bu adam benim babam.” diyomuşum :D Çarlık karşıtı, Köle karşıtı, sosyalist, Gogol’ü de bu yüzden çok seviyor, Ölü Canlar’da işlemiştik biliyorsun köylüler toprak sahiplerinin malı olarak görülüyordu alınıp satılabiliyorlardı. Palto zaten Belinski için mükemmel bir roman. Bir de aydınlanmacı,