Düşünceyle yaşam arasındaki mesafe ne kadar daralırsa; şikayetin yerini eyleme, yargının yerini empatiye, kibrin yerini olgun bir anlayışa bırakma ihtimali bir o kadar güçleniyor.
Birileri size bir öykünün neyle ilgili olduğunu söylerse, muhtemelen haklıdırlar. Öykünün yalnızca bununla ilgili olduğunu söylerse, kesinlikle yanılıyorlardır.
SUNUŞ
.. ÖNCEKİ adı David Benjamin Keldani olan Abdülehad Davud Efendiyi, 1986 yılında, kendisinin Muhammad in The Bible adlı eserinin başında yer alan kısa biyografisini tercümem dolayısıyla gıyaben tanımış ve bu arada İncîl ve Salib ünvanındaki Osmanlıca eserinden de haberdar olmuştum.
Bu esnada müellife ve hayatına manevî bir yakınlık duymaya başlayınca Muhammad in The Bible kitabını tercüme etmeyi arzu ettim. Fakat bu kitap Nil Yayınları tarafından tercüme ettirilip 1988 yılında Tevrat ve İncil'e Göre Hz, Muhammed ünvanıyla neş-redilince İncîl ve Salîb'e yöneldim. Özeğe kataloğunda da yer alan bu kitap, Osmanlıca olduğu ve müellifin diğer Osmanlıca bir eseri olan Esrâr-ı İseviyye: İslamiyetin Zaferi ünvanıyla sadeleştirilerek neşredildiği halde (Bedir Yayınevi, İstanbul 1969) ilgiden uzak kal-mıştı. Bunun üzerine ben de, madem ki müellif çok büyük zorluklar ve sıkıntılar içinde bizlere bu eseri adeta bir cemile olarak vücuda getirmeye gayret ve himmet etmiş, şu halde bu kitabı unutulmaya ve kaybolmaya terk etmemek ve bunun için bir şeyler yapmak da bizlere bir yönden vecîbedir diye düşünerek İncîl ve Salîb'i neşret-meye niyyet ettim.
İlkin, nihayeti Osmanlıca bir eser, Latin harflerine nakledil-mekle neşredilebilir hale gelir diye düşünmüştüm. Ancak işe gi-rişince farklı bir durumla karşılaştım: Bir kere müellifin anadili Türkçe değildi ve eser neşirden önce ne iyi bir metin tashihinden ne de redaksiyondan geçmişti. İkincisi, müellif eserinde Türkçenin, Arapçanın, Farsçanın dışında İbranice, Süryanice, Yunanca, Latince vb. birçok dile atıfta bulunuyor ve bunun yanısıra dizgide de hurufat sıkıntısı çekiyordu. Ayrıca müellifin Kitâb-ı Mukaddes
"Sen gittiğini sanıyorsun oysa itiliyorsun".
Tolstoy bu aforizmayi o kadar çok severdi ki, 1862 yılında çıkarmaya başladığı Yasnaya Polyana dergisinin sunuş sayfasında bu aforizmayı slogan olarak kullandı.
Ciddi bir stres yaşamadığı veya sizinle çatışmalı bir ilişki içinde olmadığı sürece çocuğunuz bedenin ihtiyaçları doğrultusunda beslenir. Ağzına bir lokma bile koymak istemiyor mu? Bunun verdiğiniz yemekle bir ilgisi olmayabilir. Burada da çocuğunuz sürece içerikten daha fazla önem veriyor olabilir. Belki de çocuğunuzun reddettiği şey tabağın içeriği değil de onu sunuş biçiminizdir.