Belli bir yaşı geçtikten sonra, bir zamanki çocukluk ruhumuz ile soyundan geldiğimiz ölülerin ruhu sökün eder, tüm talihlerini ve talihsizliklerini üzerimize boca eder, yaşadığımız yeni duygulara karışmaya kalkarlar ve biz de o duygular içindeki eski imgelerini silerek onları özgün bir yaratı halinde yeniden biçimlendiririz.
Klasik psikolojinin şekillenmeye başladığı dönemlerde, kadınların merakına tamamen olumsuz bir anlam yüklenirken, aynı özellikteki erkeklere araştırmacı adı yakıştırılmıştır. Kadınların her işe burunlarını soktuğu söylenirken, erkeklere öğrenme heveslisi denmiştir. Aslında, kadının merakının sadece sıkıcı bir röntgencilikmiş gibi sıradanlaştırılması, kadının içgörüsünü, içe doğuşlarını, sezgilerini inkar eder. Tüm duyularını yadsır. Onun en temel güçleri olan ayırt etme ve neden sonuç ilişkilerine dayanarak belirleme (determinizm) yetilerine saldırmaya çalışır.
Bir kadına bilinçli benlik bilgisini açan anahtan kullanmasını yasaklamak, onun sezgisel doğasını; "altta yatan şeyleri", aşikar olanın ötesini keşfetmesine önayak olan doğal merak içgüdüsünü ortadan kaldırır.
Bizim işimiz kadınların doğal güzelliklerini bozmak değil, içlerindeki sanatçılar yaratabilsin, sevgililer sevsin, şifacılar şifa versin diye, bütün bu varlıklar için vahşi bir kırsal alan inşa etmektir.