Derken, Neş'e sararıp soldu ve yoruldu; çünkü benim kalbimden başka hiçbir kalp onun güzelliğini görmedi, benim dudaklarımdan başka hiçbir dudak onun dudaklarını öpmedi. Sonunda, Neş'e yalnızlıktan öldü. Şimdi de, Neş'emi sadece ölü Hüznümü hatırlarken hatırlıyorum. Ne var ki, hatıra, rüzgârda bir an fısıldaşan ve sonra sesi hiç duyulmayan bir güz yaprağından başka nedir ki!
Hüznüm'le ben, karşılıklı konuştuğumuzda, günlerimiz kanatlanır, gecelerimiz düşlerle dolardı, çünkü Hüznüm güzel konuşurdu ve ben de Hüzün sayesinde güzel konuşurdum. Ve, Hüznüm'le ben, birlikte şarkı söylediğimizde, komşularımız pencerelere koşuşur, bizi dinlerlerdi. Şarkılarımız deniz kadar derin, ezgilerimiz garip anılarla dolu olurdu.