Puan vermedi·218 syf.··
2026 78. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 01:06
Sonsuz Suyun Kıyısında, beni hem tarihî atmosferiyle hem de anlattığı hikâyeyle etkileyen bir roman oldu. Çatalhöyük’ün büyüleyici dünyasında geçen bu eser, geçmişin izlerini sürerken insan ilişkilerini, inançları ve yaşam mücadelesini de başarılı bir şekilde yansıtıyor. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri, tarihî detayların hikâyeye doğal bir şekilde yedirilmiş olmasıydı. Okurken kendimi binlerce yıl öncesinin yaşamına tanıklık ediyormuş gibi hissettim. Yazarın sade ama akıcı anlatımı sayesinde sayfalar kolayca ilerledi ve merak duygusu hiç azalmadı. Karakterler arasında ise en çok Biblu’nun hikâyesini sevdim. Onun yaşadıkları, duyguları ve olaylar karşısındaki tavrı beni hikâyeye daha da bağladı. Bazı anlarda ona üzülürken bazı anlarda umutlandım; bu da karakterin benim için unutulmaz olmasını sağladı. Benim için Sonsuz Suyun Kıyısında, yalnızca tarihî bir roman değil, aynı zamanda geçmişte yaşayan insanların da bugünkü insanlar kadar güçlü duygular taşıdığını hissettiren etkileyici bir yolculuktu. Hem Çatalhöyük’e ilgi duyanların hem de tarihî kurgu sevenlerin keyifle okuyabileceği, akıcı ve düşündürücü bir eser olduğunu düşünüyorum. Ben okurken büyük bir keyif aldım ve özellikle Biblu’nun hikâyesi uzun süre aklımdan çıkmadı. Sonsuz Suyun Kıyısında
Sonsuz Suyun KıyısındaIşıl Işık · Sayda Yayıncılık · 20268 okunma
10/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 19:58
Amanda Peters | Yaban Mersini Toplayıcıları ”Yas bazen geniştir ve dipsiz gibi gelir ama zamanla şekil değiştirir, faydalı bir hale bürünür.” Selamm. İçime yavaş yavaş işleyen bir kitap oldu. Yaban mersini toplamak için bölgeye gelen Mi’kmaq’lı bir ailenin küçük çocukları Ruthie’nin kaybolmasıyla başlıyor kitabımız. Ama okudukça anlıyoruz ki sadece bir kayıp vakasını anlatmıyor, bir kaybın yıllar boyunca bir ailenin içine nasıl yerleştiğini anlatıyor. En çok Joe’nun hikâyesi etkiledi beni. Bir anın insanın bütün hayatını değiştirebilmesi fikri zaten ağırdır ama Joe’nun omuzlarında taşıdığı yükü okurken bu ağırlığı hissetmemek mümkün değildi. Bir tarafta da Norma var; içinde tarif edemediği bir eksiklikle büyüyen, nedenini bilmediği bir boşluğun peşinden giden bir kadın. İki farklı hayatın arasında dolaşırken aslında aynı yaranın izlerini görüyoruz. Yazar acıyı büyütmek yerine sessiz bırakmayı tercih etmiş. Bu yüzden bazı sahneler beklediğimden daha fazla dokundu bana. Karakterlerin ne hissettiğini okumaktan çok, onların yanında oturup dinliyormuşum gibi hissettim. İnsanların köklerinden koparıldığında geride neler kaldığını anlatan bir romandı. Sayfalar ilerledikçe meraktan çok bir özlem hissi eşlik etti bana. Bittiğinde benimle kalan şey, kaybolan bir çocuk değil, yıllarca eksik yaşamaya çalışan insanların sessiz mücadelesi oldu. Uzun süre etkisi benimle kalacak kitaplardan biri oldu. Tavsiyemdir.
Yaban Mersini ToplayıcılarıAmanda Peters · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025194 okunma
Reklam
Bence
9/10
·331 syf.··
2026 20. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 18:40
Kitaba dair bilmeniz gereken ilk şeylerden biri Saramago’nun yazım tarzı. Yazar neredeyse hiç noktalama işareti kullanmamış nokta ve virgül dışında . Diyaloglar için konuşma çizgileri veya tırnak işaretleri yok; konuşmalar uzun paragrafların içine yedirilmiş. Ayrıca karakterlerin hiçbirinin adı yok. Doktor, Doktorun Karısı, İlk Kör Olan Adam gibi sıfatlarla anılıyor. İlk birkaç sayfada bu yoğun yazım tarzına alışmakta zorlandım, ancak ritmi yakaladığım an kitap beni aldı götürdü. Körlük, sizi derinden sarsacak, bittikten sonra bile uzun süre etkisinden çıkamayacağınızı ve dünyaya, insanlara çok daha farklı gözlerle bakmanızı sağlayacak bir kitap. Kitap, modern insanın kurduğu düzenin, yasaların ve ahlakın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Gündelik hayattaki konforumuz ve kurallarımız ortadan kalktığında, insanın hayatta kalma içgüdüsüyle nasıl vahşileşebileceğini gözler önüne seriyor. Yazar, fiziksel körlük üzerinden aslında toplumun derinlerindeki "bencillik", "duyarsızlık" ve "görmezden gelme" gibi ahlaki körlükleri eleştiriyor. Biz gerçekten görüyor muyuz, yoksa etrafımızdaki adaletsizliklere karşı zaten kör müyüz? Her şeyin çöktüğü bir ortamda bile insan kalmayı başarabilmenin, sevginin ve dayanışmanın değerini sorgulatıyor. Körlük José Saramago
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
Yazarın Kibrine Kurban Giden Bir Hikaye
7/10
·244 syf.··
2026 10. kitabı
Güzel hikaye, çöpe atılmış karakter gelişimi. Yazarı az çok tanıyorsan, onun kendi kibrini Ruth'un ruhuna üflediğini anlarsın. Hikaye de bunun üzerinden gidiyor zaten. 19. ve 20. yüzyıllarda bir kadından beklenen evlenip çocuklarına bakmasıdır fakat karakterimiz Ruth, okuldaki arkadaşlarının aksine, zihninde çok daha başka dünyalar dönen ve bambaşka zevklere sahip olan bir kız. Yazma yeteneği de oldukça yüksek. Eric ise Ruth'un öğretmeni. Ruth'taki bu ışığı görüp onu kendi elleriyle şekillendirmek istiyor. Kendi evine alıp eğitmeye başlıyor. Bu eğitim sırasında aralarında hafif romantik anlar yaşanıyor. Eric, eşine rağmen Ruth'a aşık oluyor ve Ruth da buna karşılık veriyor hatta daha doğrusu teslim oluyor. Bu teslimiyet bir süre sonra Eric'in tanrı kompleksine girmesine neden oluyor ve Ruth'u kısıtlamaya başlıyor. Buraya kadar klasik bir 19. yüzyıl romantizmi diyebilirsin ama asıl saçmalık bundan sonra başlıyor. Ruth bir süre sonra kendisini kısıtlanmış hissediyor ve evden ayrılıyor. Gittiği yerdeki genç bir askerle durup dururken öpüşüp evlenme kararı alıyor. Erkekleri parmağında oynatmaktan zevk alan bir kız nasıl oluyor da bir anda evlenme kararı alıyor? Özgürlüğüne bu kadar düşkün olan ve aşık olduğu adamın evinden özgürlüğü uğruna ayrılan bir kız, nasıl oluyor da kendinden yaşça küçük, dümdüz bir adamla daha doğru dürüst tanımadan evlenmeye kalkıyor :D Karakter gelişimi saçmalığı bitmiyor bu arada. Ruth'a aynı zamanda Eric'in oğlu da aşık, adı Jonas. Jonas döneme göre duygusal, naif/feminen görünen ve kitap boyunca ailesi tarafından aşağılanan bir karakter (gerçi hak etmiyor da değil :D). Ancak bu kadar naif olan Jonas karakterinin, hikayenin sonunda Ruth'a saldırıp elini ısıran ve kalçalarını avuçlayan birine dönüşmesi tamamen yazarın narsist kişiliğinden
1000Kitap
RuthLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20184,393 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 31. kitabı
Şebnem hiç var olmadan nasıl da iz bıraktı içimizde... Ayfer Tunç, Kapak Kızı'nda Şebnem'in hikâyesini öyle incelikle işlemiş ki roman bitse de karakterler zihninizde yaşamaya devam ediyor. Kitap, her karakterin dünyasına ayrı ayrı dokunuyor. Bünyamin'in sırtını sıvazlamak, Ersin'i uzun uzun dinlemek, Selda'nın yanında olup elini tutmak istiyor insan. Çünkü onların hikâyelerini okurken yalnızca seyirci kalmıyor, yanlarında yürüyorsunuz. Bir Şebnem geçiyor herkesin hayatından ve herkeste farklı izler bırakıyor. Ayın kızı Şebnem, yalnızca çevresindekileri değil, okuru da kendine dönüp bakmaya zorluyor. Çünkü insan böyle; geçtiğini sandığı şeyler çoğu zaman gerçekten gitmiyor hayatından. Bir köşede kalıyor, derin izler bırakıyor ve hiç beklenmedik bir anda yeniden kanatıyor yaralarını. Ayfer Tunç'un en sevdiğim yanlarından biri de kısa cümlelerin içine koca anlamlar sığdırabilmesi. Örneğin; “Güvenli aile evinin insanı anlamaktan uzak kurallar silsilesi hayatın karşısında para etmiyordu.” cümlesi... Okuyup bir süre duvara bakıyorsunuz. Düşünüyorsunuz. Sonra kendi hayatınızı sorgulamaya başlıyorsunuz: Ne için yaşadım? Yaşadığımı gerçekten yaşayabildim mi? Geçen yılların hakkını verebildim mi? Kitabı bitirir bitirmez, sıcağı sıcağına yazıyorum bunları. Ve içimden şu geçiyor: Keşke bir gün Ayfer Tunç'u evime davet edebilme şansım olsa da karşılıklı oturup uzun uzun kahve içebilsek. Çünkü bazı yazarlar sadece hikâye anlatmaz; insanın içine dokunur, ona kendini anlatır. Ayfer Tunç da benim için tam olarak böyle bir yazar.
Duygu ve Düşünce
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 39. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 18:00
Herkese merhaba,Amin Maalouf’un kalemiyle ve Granada’dan Roma’ya uzanan tarihi bir coğrafyayla tanışmak harika olur diye düşünüyordum.Ancak dürüst olmam gerekirse, bu kitapla yıldızımız pek barışmadı ve sayfaları zar zor, yer yer atlayarak bitirebildim.. Neden mi?Kitap yoğun bir tarih kroniğine sahip ve bu bir süre sonra sıktı beni..Granada, Fas, Kahire, Roma derken her seferinde hikayeye dahil olan onlarca tarihi şahıs var. Bir noktadan sonra kim kimdi, kiminle ne bağı vardı derken karakter kalabalığı içinde kayboldum,buna birde Maalouf’un sakin ve detaycı üslubu da eklenince iyice uzaklaştım. Afrikalı Leo kesinlikle çok katmanlı, muazzam bir emeğin ürünü ve çok güçlü bir biyografik roman. Tarihi sevenler için bir başyapıt olabilir. Ancak benim gibi daha dinamik, odak noktası net ve akıcı bir tempo arayanlar için okuması epey sabır gerektiren, yorucu bir deneyim.. Herkese keyifli okumalar dilerim,kitapla kalın..
Afrikalı LeoAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202418,3bin okunma
Reklam
Reklam