Tarih yazımında 1923-1924 kırılması için "sivil darbe", "rejim içi tasfiye" veya "parlamenter oldu bitti" tabirlerinin kullanılması son derece güçlü tarihsel verilere dayanır. 1921 Anayasası'nın vaat ettiği o geniş katılımlı, çok sesli ve yerel yönetimlere alan açan "Meclis Demokrasisi" ruhu, yerini bilinçli bir stratejiyle katı ve monolitik bir tek parti konsolidasyonuna bıraktı. 1923 yılında "muhalif mebusların engellenmesi" durumu, kelimesi kelimesine bir ev hapsinden ziyade, tarihin gördüğü en kusursuz siyasi kuşatma, yalıtma ve oyun dışı bırakma manevralarından biriydi. Muhalefet fiziksel olarak odalara kilitlenmedi belki ama Ankara'da siyaset yapamaz hale getirildi, stratejik olarak şehir dışına itildi ve en kritik oylamalarda kelimenin tam anlamıyla "ofsaytta" bırakıldı. Cumhuriyetin ilanına ve ardından 1924 rejim yapısına giden süreçte, Milli Mücadele'nin kurucu kadrosundaki en güçlü muhalif paşalar (Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele) sistemli bir şekilde Ankara'dan ve karar mekanizmalarından uzaklaştırıldı. 29 Ekim 1923 gecesi Cumhuriyet ilan edilirken, Kâzım Karabekir Trabzon'da ordu müfettişliği görevindeydi; Rauf Bey ve Ali Fuat Paşa ise İstanbul'daydı. O tarihi oylama, toplam 287 milletvekilinin olduğu mecliste, sadece 158 mebusun katılımıyla yapıldı. Yani meclisin neredeyse yarısı (özellikle muhalif veya temkinli isimler) Ankara dışında ya da süreçten tamamen habersizken rejim değiştirildi. Paşalar, yeni idare şeklini ve Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı seçildiğini ertesi gün İstanbul gazetelerinden öğrendiler. 1921-1923 arası mecliste her kanunu didik didik eden, Başkomutanlık yetkilerini kısıtlamaya çalışan o dişli İkinci Grup (muhalefet), sandık başında aleni bir tasfiyeye uğradı. Nisan 1923'te Birinci Meclis feshedilip seçim