Medeniyet Kafesinde Bir Primat
Tanpınar'a Huzur Yok "Varlığa bilgi ve düşünceyle mi, duygu ve sezgiyle mi tutunuyoruz? Aslında hâlâ primatız. Kendi kendimizi evcilleştirdik fakat olgunlaşmadık sanki. Yoksa her şey hâla dürtülerle mi ilgili?.. Bilmiyorum." Çok güzel sorular oldukça düşündürücü. Ben şöyle yorumladım: İnsan, mantığıyla inşa ettiği evde duygularıyla yaşayan bir canlı. Hayata tutunma çabamızda dengede kalmak çok önemli. Sadece bilgiyle tutunmaya çalışırsak hayat buz gibi bir mantık laboratuvarına döner; sadece duyguyla tutunursak da fırtınada savrulan bir yaprağa dönüşürüz. İşte bu yüzden teraziye dikkat etmek gerekiyor. "Aslında hala primatız, evcilleştik ama olgunlaşmadık" muazzam bir cümle... ​Biz kendimize "medeniyet" adını verdiğimiz çok şık, kuralları olan, nezaket dolu bir kafes ördük (yani evcilleştik). Trafik ışıklarında bekliyoruz, kuyruğa giriyoruz, masada çatal bıçak kullanıyoruz gibi. Ancak bu evcilleşme, biyolojik yapımızın değiştiği anlamına gelmiyor. Beynimizin en derininde, milyonlarca yıllık o ilkel "sürüngen beyin" ve "limbik sistem" vahşileşmek için hala capcanlı duruyor. Saldırma, kaçma, öfkelenme anlarında ortaya çıkıveriyor. Dürtüler meselesi ise çok ilgimi çekiyor. Hayatta kalma, üreme, kabul görme, güç arzusu, takdir edilme, onaylanma daha da sayarız... Nörobilimciler kararlarımızın çok büyük bir kısmının aslında bilinçaltındaki dürtüler tarafından alındığını, mantığımızın ise sadece bu kararlara "kılıf uydurduğunu" söylüyorlar. ​Bana çok tanıdık geldi. Yani bir şeyi çok mantıklı bulduğumuz için seçmiyoruz; önce onu içgüdüsel olarak arzuluyor, sonra da neden seçtiğimizi mantıkla kendimize ve dünyaya açıklamaya çalışıyoruz. :) ​Tabi insan şu soruyu sormadan edemiyor. "Biz neyiz o zaman?" ​Benim bu sorulara cevabım şu olurdu:
1000Kitap
ALTIN TAHTIN GÖLGESİNDE BİR SORU İŞARETİ: SABA KRALİÇESİ BELKIS Tarih, çoğu zaman tahtına oturmuş erkeklerin hikâyesini yazar. Ama bazı figürler vardır ki sayfaların arasından sıyrılıp mitolojiye geçer; sözlerinde değil, sorularında güçlüdür onlar. Belkıs, işte böyle bir isim. Eski Ahit'in I. Krallar kitabında adına rastladığımız Saba Kraliçesi çoktan efsaneleşmiş bir hükümdar olarak karşımıza çıkar. Bilge kral Süleyman'ın ününü duyan Belkıs, onu sınamak amacıyla yola çıkar; beraberinde baharat, altın ve değerli taşlardan oluşan muazzam bir kafile getirir. Bu ziyaret salt bir diplomatik temas değildir: bir zekanın başka bir zekayı ölçmeye çalışmasıdır. Sorular sorar. Cevapları dinler. Ama metnin kendisi, onun bu sınavdan nasıl çıktığını açıkça söylemez — sanki asıl soru, okuyucuya bırakılmıştır. Belkıs'ın görsel sanatlardaki serüveni, metinden çok daha uzun soluklu olmuştur. Ortaçağ Avrupası'nda Saba Kraliçesi, Hristiyan ikonografisinin içine sızar. Doğu sanatında ise tablo farklıdır. İslam geleneğinde, özellikle İran minyatür geleneğinde şatafatlı bir figüre dönüşür. Süleyman'ın sarayındaki cam zemin sahnesi — bacaklarını suya değdiğini sanıp eteğini kaldırdığı an — asırlarca resmedilmiştir. Bu sahne hem kraliçenin yanılgısını hem de Süleyman'ın büyüleyici kudretini görselleştirir; ama dikkatli bakıldığında Belkıs'ın bu sınavdan da yüzü ak çıktığı görülür: yanılgısını saklamaz, öğrenir ve adapte olur. Rönesans'ta Lorenzo Ghiberti'nin Floransa Vaftizhanesi'nin Cennet Kapıları için döktüğü bronz paneller arasında da Saba Kraliçesi yer alır; Süleyman'la buluşmasının heykel diliyle anlatıldığı bu sahne adeta Avrupa'nın kolektif belleğine kazınmıştır. Antik Yemen coğrafyasında hüküm sürdüğü tahmin edilen Seba/Saba Krallığı'nın (MÖ 10.–4. yy.) varlığı arkeolojik
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nedir yaşamak..
Hiç bir şeye yetişemedim gibi hissetmek çok yoruyor insanı. En çok da hayatını geçmişini düşünmek ve şimdide ne yapacağına dair bocalamakla yoruluyor insan. Kendim için atacağım adımda geri geriye gidiyor ayaklarım. Kendim için kendimden kaçıyor gibi. Kendimi göremiyor, duyamıyorum. Nedenini sorgularken, aslında kendimi ve hayatımı sorguladığımı fark ediyorum. Bu hayata ne için geldim ne yapıyorum ve attığım adım ne için. Tüm bu sorular arasında geçiyor vaktim. Hiçbir bahar olması gereken vakitten önce gelmiyor. Tesellim bu. Fakat kendime söz geçirmek daha zormuş. Ne eksiğim var ne fazlam bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var kendime dair, siyah beyaz yaşamak zorunda bırakıldığımız dünyada bende renklerimi kaybediyorum. Gitgide hislerim bitiyor dünyaya karşı. Sıcak havada dışarıda soba yakıp ferahlatıcı rüzgarda üşüyüp soba sıcağında ısınmayı istemek gibi tezatlıklarla dolu zihnim. Bilemedim nedir yaşamak?
Duygu ve Düşünce
Sevgi dili 34..
— Bana bir şey söyle… — Ne söyleyeyim? — İnsan neden en çok sevildiği yerde ağlar? Çünkü insan kendini en çok güvende hissettiği yerde bırakır. Gün boyu güçlü durursun. Kimseye belli etmezsin. İçine atarsın. Gülersin. Şakalaşırsın. Ama biri çıkıp da gerçekten “Nasılsın?” diye sorunca… İçinde tuttuğun bütün cümleler boğazına düğümlenir. Çünkü bazı sorular cevap istemez. Bazı sorular, kalbin kapısını açar. — İnsan neden bu kadar yoruluyor? Çünkü herkes yükünü sırtında taşımıyor. Bazıları kalbinde taşıyor. Kimsenin bilmediği korkularını…
MEB kitaplarının toplanması ne kadar doğru?
Elbette ki geri dönüşüm önemli ama lise öğrencisinin en temel kaynağı olan kitabını neden alırsın ki elinden? İlkokulu anlarım, ne yapacaklar zaten kitapla; ortaokulu anlarım, zaten LGS'de 8. sınıftan çıkan sorular var ama lise öğrencisi tam olarak dört yıldan sorumlu: 9, 10, 11, 12... Ve sen onun en temel kaynağı olan kitabını alıyorsun. Evet, PDF var ama göz için ne kadar zararlı olduğunu yazmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. ​Her neyse, kusura bakmayın ama stresten zaten mahvoluyoruz; bir de sizin saçma sapan kurallarınız yüzünden işimiz zorlaşıyor. "Duyar kasma" yorumlarını görmek istemiyorum; 4 yıldan bahsediyorum, az uz bir şey değil ki! Ayrıca girdiğin AYT/TYT senin ömrünün nasıl geçeceğini belirliyor. ​Stresten saçları dökülen, bruksizm yüzünden doğru dürüst uyku uyuyamayan öğrencilerin; tatil adı altında, kendileri sanki hiç öğrenci olmamış gibi davranan gaddar hocaların verdiği yüzlerce sayfa ödevi saymıyorum bile. Yaptığı ödevlerin ve sözlülerin sadece hocaların insafına bağlı olduğu bir sistemde, her neyse... Teşekkürler; bizi telefona muhtaç yaptınız, kaydırmaya zorladınız ve şimdi de sırf bu yüzden ebeveynlerimizden azar yiyoruz. Bizi o saçma küçük dopamin tuzaklarına siz ittiniz ve mükemmel bir şekilde "masum" ayağına yatıyorsunuz. Tebrikler, bir nesli daha mahvettiniz ve işin içinden; oyunları, dizileri sanki tek problemmiş gibi göstererek sıyrıldınız. Sonra da "Gençlik bitmiş." Eyvallah.
Beni bırak Takıntılarım var İnsanlara yönelttiğim anlamsız sorular Beni terket Valla sorun olmaz Hoşlanırım yalnızlıktan Bende bi' problem var
Müzik