"Sus be kızım ne çok konuştun” dedi sevdiği kıza,gülerken...... “ Konuş artık be kızım ne çok sustun…” dedi göz yaşları içinde sevdiği kızın, morg’da cansız bedenine sarılırken.....
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin..
Alıntı
Reklam
Makrofaj
Saçların çözülse cinnet olur tabiri Hep kemanın tellerinde buldum aynı taksimi Bileklerinde insanın tutulur mevsimi Dönecek nevrimiz, bakmadığın yerdeyim beni taşlamayan cani Bi' şey öğretmedi maarif Geride bıraktığım kim varsa fahiş Satılır yani, hem de ucuz bariz Şimdi benle yaşamak istemez diğer yarım Şimdi bende yaşamak istemezdim, inan zordayım Kimde denge çubuğumun kırılan parçası? Öfke nöbeti geçirmezsem sıkıntıdan patlarım Söyle senle çizelim hatları Kara listem kabarsın öldü makrofajlarım Salyan aktığında ilaç vakti aslanım Sus aşkına başlarım be başka Bi' şey konuşalım mesela ölüm var be gafil O kadar korkma ölüm alt tarafı nakil Bi' tasmadır şu boyna vakit Sen özgürüm sanarsın, esaretin baki Göz ucumda takıl bari Korkarak yaşanmaz olum gel bi' otur sakin Âlemiyân üstüne konmazsa adil Saçma sapan duydukları insanlara kafi
Boş sorular kadar var mı boşluklar Dilim dilime pelesenk gözyaşım iniyor kepenk, acıyor ama sıkılıyorum artık, olmalar bitmiyor ve çok oluyor. Yalnızlığım sar beni, of of of, bitmiyor bu kendini kendine satmalar, savrulmayıp kokmalar, kokuşmalar, ıslatınca yürümüyor kadırgalar. Çekme kürekleri, alnının akından süzülmüyor ter, anca kendini ger ve suspus kendine, şiş ama sis çekme hiç içine yeter be yeter demeler dahi yitmişliğimin n*ok*dağ(.) .. . ..... . . .... ........Ö.Ö ANLAMSIZ bir mors, ses yok Ne kırmızı ne mavi Renklerin unutuşum Ölgünerkek Renklenmedikçe renkler, renkler mi renkler Aşk bir yerinin üzerine oturmuş. Altında kendini bulmuş. İyi oturmuşsa demek, çok uyuşmuşlar! Bir adım sonrasına göz çiziyorum. O göze gölgelip bir adımdan bahsetsinler diye kupkuru bir sıkma sallata sözüm var. Kaşsız göze tozlar kumlar armağan olsun. Batacaklara selamlar ben üstüne yattıkça Gitmeye bir gidiş olsa gerek. Gelmeye geviş. Bulunmayanları seviş. Karanlık da yapar anca aydınlıkta iniş. Yoksa neden durmadan sişiş, kanım dökülmeden bitiş ya da kimine göre finish. Yaşlansa da aynı dikiş. Elin giderse söküş kafan giderse büzüş. Dilin bi yere gitmiyor tükür... Kendi kendine ne şekersin! ne şükela... Konuştukça baydım bai, saymaya başlasam kaç adım var Kendime zırvalardan lavralar.lar.lar ve zort sesi ama çok seslilerden değil, az-gün-düz(mece). Yahu sus be adam diyorum ne olduğunu anlamadan. Sen sen olsan sensizliğinde sessizlik olur muydu? Sessizliğinde sensizlik bıraksan, komşuda da yoktur şimdi, al işte, bu yüzden bizden değiliz. Mavişneişgüzararsın Gidengelmeyorganımauzanmazayaklarımdardamelreçelinebulanmışhiçdeaçdeğilimkalbimeinmegelendermanesatıyorsakorsanlarvar Sahiciyiler MİK Serisi
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can. Çatladı yüreği çakmaktaşının, Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde Çağlardır boğulmuş bir su... ...... Sus, kimseler duymasın, Duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, Seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu. Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ahmed Arif
Şiir
Geç oldu ama anladım. Bir gün ellerimi kafamın arkasında birleştirmiş odamın tavanına bakarken anladım. Günü gelince kanser edecek insanlara şifa olmak manasızmış... Sonra sorana da söylemez oldum. Koca bir "hiçbir şey" taktım dudaklarıma. Kaçtım sokaklar boyu. Aynalar gördü bir tek gözyaşlarımı. Kendi yanaklarıma ancak kendi parmaklarım uzanabildi. "Sen çok güçlüsün," demişti zamanında. Bir kerecik olsun inanmak istedim. Dışarıdan öyle mi gözüküyordum? Bilmiyorum... Sonra kursağımda kalan laflar şişti, kendini belli etti. Adına tiroid dediler. Stres dediler. Sıkıntı dediler. Ağlama dediler. Bugün her gözlerim dolduğunda ne yapacağımı bilmiyorum. "Yine hasta olacaksın, sus artık," diyorum. Sonra elimi boğazıma götürüp daha çok ağlıyorum. Sonra kan görüyorum; Babamın burnundan gelen kanları... Beyaz zeminde yayılıyor. "Kanser olmuş, kanser hastası, 1. evre, dikkat etsin, ihmal eder..." "Çocuk o, neyi kafaya takmış? 14 yaşında, kesin ameliyat..." diye fısıldıyor birisi iki taraftan. Sonra ak saçlı bir teyze görüyorum; "Ben yıllardır kemoterapi alıyorum," diyor. Konuşmalar işitiyorum. Ellerim terliyor. Telefonlar çalıyor.
Reklam
Reklam