Böylesine güzel bir kitabın yazarının; ismine, kalemine, edebiyata yakışık kalmayan birtakım hadiselerle anılmasının müteessiriyetinin doruklarını yaşadığımı belirterek incelemeye başlamak istiyorum. Pek tabii bir yazarın, sanat adamının sadece sanatıyla ilgilenilmesi taraftarıyım ama şu durumda göğe çıkarmamızın pek de egajere sayılmayacağı, hâlâ yaşıyor olan bir yazarı dilden dile dolaştıramamak da epey üzücü.. Neden bunu yaptın Hasan Ali.. Oysa yazmakla ilgili en güzel itiraflardan birisini bizzat kendisinden okumuştum. Yazmayı nefes almak olarak gören birisi, belki kendisi kör kuyulara düştü ama eserleri hâlâ apaydınlık..
“Ben her şeyden önce yazmanın dışında kendimi var edemediğim, dengemi kuramadığım, kendimi en iyi bu yolla hissedebildiğim, bu yolla keşfedebildiğim ve (varsa) hayatın anlamına ancak bu yolla erişebildiğim için yazıyorum. Yazmadığım ya da yazamadığım zaman ben olamıyorum.”
(Hasan Ali Toptaş-Cumhuriyet 5.9.1996)
Hasan Ali Toptaş da tıpkı benim gibi sıkı bir Kafkasever. Kafka'nın demirden leblebilerinin tadını beğenen, daha komple bir tabirle tadı damağında kalan kişiler hep Kafka'ya öykünür. Hayatının çoğu noktasında benzer şeylere denk gelmek ister, gelmese de öyle algılar. Bu kitabın başında da net bir şekilde Kafka'dan izler görüyoruz. Kafka'nın Dava romanını misâl veriyorum, Joseph K. nedenini ve ne yaptığını bilmediği bir davada yargılanacaktı. Joseph K.'nın olanları anlama çabaları beyhude kalmıştı. Hepimizin daha da iyi bildiği Kafka'nın unutulması pek mümkün gözükmeyen bir kahramanı daha var böyle, Gregor Samsa. Bir gün uyandığında böceğe dönüşen ve bunun nasıl olduğuna dâir tek bir fikriminizin olmadığı Dönüşüm romanı da bizlere ikinci bir misâl. Bu kadarı kâfi sanıyorum çünkü Kafka'nın labirentlerine girecek olursak çıkışımız öyle
Böylesine güzel bir kitabın yazarının; ismine, kalemine, edebiyata yakışık kalmayan birtakım hadiselerle anılmasının müteessiriyetinin doruklarını yaşadığımı belirterek incelemeye başlamak istiyorum. Pek tabii bir yazarın, sanat adamının sadece sanatıyla ilgilenilmesi taraftarıyım ama şu durumda göğe çıkarmamızın pek de egajere sayılmayacağı, hâlâ yaşıyor olan bir yazarı dilden dile dolaştıramamak da epey üzücü.. Neden bunu yaptın Hasan Ali.. Oysa yazmakla ilgili en güzel itiraflardan birisini bizzat kendisinden okumuştum. Yazmayı nefes almak olarak gören birisi, belki kendisi kör kuyulara düştü ama eserleri hâlâ apaydınlık..
“Ben her şeyden önce yazmanın dışında kendimi var edemediğim, dengemi kuramadığım, kendimi en iyi bu yolla hissedebildiğim, bu yolla keşfedebildiğim ve (varsa) hayatın anlamına ancak bu yolla erişebildiğim için yazıyorum. Yazmadığım ya da yazamadığım zaman ben olamıyorum.”
(Hasan Ali Toptaş-Cumhuriyet 5.9.1996)
Hasan Ali Toptaş da tıpkı benim gibi sıkı bir Kafkasever. Kafka'nın demirden leblebilerinin tadını beğenen, daha komple bir tabirle tadı damağında kalan kişiler hep Kafka'ya öykünür. Hayatının çoğu noktasında benzer şeylere denk gelmek ister, gelmese de öyle algılar. Bu kitabın başında da net bir şekilde Kafka'dan izler görüyoruz. Kafka'nın Dava romanını misâl veriyorum, Joseph K. nedenini ve ne yaptığını bilmediği bir davada yargılanacaktı. Joseph K.'nın olanları anlama çabaları beyhude kalmıştı. Hepimizin daha da iyi bildiği Kafka'nın unutulması pek mümkün gözükmeyen bir kahramanı daha var böyle, Gregor Samsa. Bir gün uyandığında böceğe dönüşen ve bunun nasıl olduğuna dâir tek bir fikriminizin olmadığı Dönüşüm romanı da bizlere ikinci bir misâl. Bu kadarı kâfi sanıyorum çünkü Kafka'nın labirentlerine girecek olursak çıkışımız öyle