Ancak, genel oy hakkının bu başarılı kullanımıyla birlikte, proletaryanın yepyeni bir mücadele tarzı yürürlüğe sokuldu ve bu tarz hızla daha da gelişti. Burjuva egemenliğinin örgütlenmesini sağlayan devlet kurumlarının, işçi sınıfının aynı devlet kurumlarına karşı mücadele etmek için kullanabileceği araçları da sunduğu anlaşıldı.
Bugüne kadarki tüm devrimler, belirli bir sınıf egemenliğinin yerini bir başkasının almasıyla sonuçlandı; ancak, bugüne kadarki tüm egemen sınıflar, hükmedilen halk yığını karşısında yalnızca küçük birer azınlıktı. Hükmeden bir egemen azınlık bu şekilde devriliyor, bir başka azınlık onun yerine devlet iktidarını ele geçiriyar ve devlet kurumlarını kendi çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendiriyordu.
Bağımsızlık ve yurtseverliğin karşısında Amerikancılık, laikliğin karşısında dincilik, halkçılık ve devletçiliğin karşısında piyasacılık mevzilenmiştir. Sözü edilen üç karşıtlığı komünist hareket yıllardır stratejik öncelikler olarak tanımlamaktadır.