Muhammed İkbal'e Göre Müslüman Gençlik
Büyük İslam âlimi Ebu'l-Hasen Alî el-Hasenî en-Nedvî (ra): şöyle der: "Dr. Muhammed İkbal, İslâm için yeni bir nesil temenni etmekteydi. Ona göre bu neslin gençliği, tertemiz ve pak olmalıdır. Darbesi kuvvetli ve elem verici olmalıdır. Savaş zamanında pusuda bekleyen cesur bir arslan gibi, barışta da yuvasında bekleyen uysal bir ceylan gibi olmalıdır. Balın tatlılığı ile Ebu Cehil Karpuzu'nun acılığını bir arada bulundurmalıdır. Dostlarına karşı bal gibi tatlı, düşmanlarına karşı Ebu Cehil Karpuzu gibi acı olmalıdır. Dostlarıyla kelâm ettiğinde candan bir arkadaş ve yufka yürekli olmalıdır. Talebinde ciddi ise, azimkâr ve şedît olmalıdır. Savaş ve barış halinde iffetli ve nazik olmalıdır. Emelleri az, maksatları (gayleri, hedefleri) yüce olmalıdır. Fakirlikte kalbi zengin, zenginlikte ise, cismi ve evi fakir olmalıdır. Zorlukta (imkânları az iken) çok gayretli, dayanıklı ve hamiyetli olmalıdır. Kolaylıkta (bollukta) merhametli, ihsankâr ve cömert olmalıdır. Bir nimet borcu olarak ilk önce kendisine su verilirse, susuz kalmayı tercih etmelidir. Rızkında bir zillet görse, açtıktan ölmeyi tercih etmelidir. Dostları arasında ipek gibi yumuşak, düşmanlara karşı demir gibi sert olmalıdır. Ondaki güzellik, zariflik ve şirinlik, çiçekler açtırmalı, ağaçların dallarını sallandırmalıdır. O, dalgaları güreştiren ve denizleri titreten bir tufan olmalıdır. Dağlar ve kayalıklar yolunu engellerse, bir şelale olmalıdır. Yolu bahçelerden geçtiğinde, tatlı ve latif bir su olmalıdır. O, Ebu Bekir es-Sıddîk'ın imanının azametini, Hz. Ali'nin kuvvetini, Ebu Zerr'in yoksulluğunu ve Selman'ın sadakatini kendine toplamalıdır. Onun imanı, asrın fikir ve düşünceleri arasında çölün karanlıklarında yanan bir âbidin lambası gibi olmalıdır. Çevresindeki hikmeti, feraseti ve seher ezanı ile (sabah
Sayfa 21 - Beyan·Kitabı okudu
Acının en sessiz sonbaharı
1953 yılının yazı ve sonbarı Boranlı Yedigey'in hayatında en acılı günler oldu. Ne o güne kadar ne ondan sonra karların yolları tıkaması ne sarı Sarı-Özeki'in susuz,kavurucu yaz günleri, hatta Köningsberg cephesinde çektiği sıkıntılar(Cephede bin defa ölebilirdi,yaralanabilir,sakat kalabilirdi. Öyle günleri çok olmuştu), o 1953'ün sonbaharı kadar acı vermemişti ona.
Sayfa 262 - (Ötüken)·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sarı-Özek'i işgal eden Juan-Juanlar tutsaklara korkunç işkenceler yaparlarmış. Bazen de onları komşu ülkelere köle olarak satarlarmış. Satılanlar şanslı sayılırmış, çünkü bunlar bazen bir fırsatını bulup kaçar, ülkelerine dönerek Juan-Juanlar'ırı yaptığı işkenceleri anlatırlarmış. Ama asıl işkenceyi, genç ve güçlü oldukları için satmadıkları esirlere yaparlarmış. İnsanın hafızasını yitirmesine, deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış.Önce esirin başını kazır, saçları tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkra bir deveyi yatırıp keser. derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Böylece sarılan deri, bugün yüzücülerin kullandığı kauçuk başlığa benzermiş. Buna "Deri geçirme işkencesi" derlermiş. Böyle bir işkenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir mankurt, yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş. Bir devenin boynundan beş-altı kişinin başını saracak deri çıkıyormuş. Bundan sonra, deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürtmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece birkaç gün bırakırlarmış. Bu tutsaklar birer mankurt olmadan yakınları bir baskın düzenleyip onları kurtarmasın diye. yanlarına gözcüler koyarlarmış. Açık bozkırda her taraf kolayca görüldüğü için gizlice gelip baskın yapmak kolay olmazmış.
Susuz Ceylan
"HARAMİ,GÖZÜNÜ CANA DÖNDÜRMÜŞ, DÜZ GİDEN YOLLARI YANA DÖNDÜRMÜŞ, BENİ BİR UĞURSUZ HANA DÖNDÜRMÜŞ; BİN DERT KONAR,BİN DERT GÖÇER BAĞRIMDAN."
Sayfa 56·Kitabı okudu
Susuz Ceylan
Gül yüzünde gülücükler görende Bir sevdalı bülbül uçar bağrımdan, Yüreğim çırpınır selam verende; Sanki bir ceylan su içer bağrımdan
Sayfa 56·Kitabı okudu
En güzel vakit
Sabah ezanının yüreğe nakış nakış işleyen o "Allah-u Ekber Allah-u Ekber" sesi doldu kulaklarıma... Gönlüm, gözlerimden önce gözlerini açtı... Çölde susuz kalıp arayıp su arayan bir ceylan misali, benim gönlümde Rabb'ime susamıştı. Bu susuzluğumu da ancak "namaz" giderebilirdi.
Sayfa 19