Gazap Üzümleri – Toprağını Kaybedenlerin Destanı
Bazı romanlar olayları anlatır, bazı romanlar ise bir dönemin ruhunu. John Steinbeck’in Gazap Üzümleri tam da ikinci gruba ait bir eser. Bu kitap yalnızca Joad ailesinin Oklahoma’dan Kaliforniya’ya uzanan yolculuğunu değil, yersiz yurtsuz bırakılmış milyonlarca insanın sessiz çığlığını anlatıyor.
Roman boyunca kuraklık, açlık, işsizlik, göç, sömürü ve umutsuzluk iç içe geçiyor. Ancak Steinbeck’in asıl başarısı bunları büyük tarihsel olaylar olarak değil, sıradan insanların gündelik hayatları üzerinden gösterebilmesinde yatıyor. Bir köpeğin ölümü, bir domuzun kesilişi, bozulan bir araba, kamp ateşi etrafındaki sohbetler, aç çocukların bir tencere yemeğe bakışı… Bütün bu küçük ayrıntılar birleşerek devasa bir toplumsal trajediye dönüşüyor.
Yine de itiraf etmeliyim ki Gazap Üzümleri benim için Steinbeck’in Cennetin Doğusu kadar etkileyici olmadı. Bunun sebebi romanın kötü olması değil; tam tersine, Steinbeck burada bilinçli olarak farklı bir yol seçiyor. Cennetin Doğusu karakterleriyle, aile ilişkileriyle ve duygusal yoğunluğuyla beni derinden sarsmıştı. O romanı adeta soluksuz okumuştum. Gazap Üzümleri ise daha çok bir toplum panoraması sunuyor. Karakterlerden ziyade dönemi, sistemi ve insanlığın ortak kaderini anlatıyor. Bu nedenle okuma sürecim daha yavaş ilerledi. Özellikle uzun durum anlatıları, kamp yaşamları, çalışma koşulları ve göçmenlerin ortak hikâyeleri zaman zaman olay örgüsünün önüne geçti. Fakat geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki Steinbeck’in amacı tam da buydu: Bir ailenin hikâyesini anlatırken aslında bir halkın hikâyesini yazmak.
Roman boyunca Joad ailesi yavaş yavaş parçalanıyor. Büyükbaba ve büyükanne ölüyor, Noah ayrılıyor, Connie kaçıyor, Tom uzaklaşıyor. Kaliforniya’ya vardıklarında geriye