İlişkilerdeki özgürlüğü tekrar düşündürmesi açısından güzel bir çalışma. Ghodsee’nin kalemi baya ilgi çekici. Survey’lere ve study’lere boğulmadığımız ilk chapter’lar daha iyiydi. Altını bolca çizdiğim yerler var. Sosyalizm güzellemesi dolu değil, kapitalist eleştiri bombardımanı olsa da güzel destekler eklenmiş. Hanımefendinin youtube’da kitabın söyleşisini yaptığı videoyu da izlemenizi öneririm. Bolca seviş, marketleşen devletleri tekmele!
Yas kitapları okumamalıyım. Yasımı taze tutmamalıyım. Yas yaşanır ve biter. Üzerine bir kitap yazılır, altına başını koyarsın ve çığlık atarsın, yanına yatarsın ama yas yaşanır ve biter. Yas tuttuğum şeyi itiraf edemiyorum diye mi bitmiyor?
Aklıma geldin. Seni hiç mi hiç gereksinmiyorum. Aklıma gelmemeni diliyorum. Aklımdan çıkmadığı dan yasım bitmiyor. Yasımı yaşamamı engelliyorsun. Ortak bir vedayı tek başıma üstlenmenin ağırlığı altında eziliyorum.
“bu kitabı sen seversin diye sana getirdim!” bu cümleyi sık sık duymanın mutluluğu üzerimde. beni sevenler bana kitap veriyor. insanların beni sevmesi benim için yeterliyken bana kitap hediye ediyorlar. altı çizili kitaplar. “Mutlaka beğendiğin yerleri çiz!” senin için mutlaka. bu kitabı gördüğünde beni hatırladığın için mutlaka. yüz bin kere mutlaka.
mektup yazmayı ihmal ediyorum çoğu zaman. yazdığımdaysa sürekli bocalıyorum. mektup da sık sık alırım oysa. mektup. sır. bana özel ve benim açmam için bir sır. ben öldükten sonra benim mektuplarımı okur musun?
Tasavvuf ile ilgili bir seri olacağını zannederek aldım. Şule Gürbüz’e kapıldım. Kitabıma yemek döküldü ve kenarları post it dolu. Bir yolculuk serisi bu. Mektup.
Keşke bu kitabı yanında okumasaydım. Keşke bu kitabı bana uzatmasaydın. Lisede Arapça öğretmenim Nesrin hocamdan bu seriyi duymasaydım. Pişman değilim ama keşkelerle doluyum. Keşke o gün seninle uyumasaydım. Kitap okumanın da ne anlamı var ki? İnsan bir avuç keşkeden ibaret.