s.

s.
@svdceylan
‘𝓩𝓲𝓱𝓷𝓲𝓶 𝓫𝓾 𝓼̧𝓮𝓱𝓲𝓻𝓭𝓮𝓷, 𝓫𝓾 𝓭𝓮𝓿𝓲𝓻𝓭𝓮𝓷 𝓬̧𝓸𝓴 𝓾𝔃𝓪𝓴𝓽𝓪’
Yine kimlere anlatmaya çalışsam derdimi; yine kimlerin eşiğinde durup kendimden uzaklaşsam… Kalbimi hissetmemek için uğraşsam, yorulmasam… Yazmaya bile takati kalmamış bir yolcuyum artık. Yolum nereye giderse değil, kim yolumdan beni çekip alırsa ona bırakılmış gibiyim. Ey dost… Ben artık viran bir evim. Ne odalarım sağlam, ne kapılarım var… Ne de o evin sıcaklığını dolduracak insanlar. Bu evde sadece yıkılmış duvarlar, dökülmüş sıvalar, yarım kalmış hayatlar var. Ve bir daha tamamlanmayı bekleme cesareti bile yok. Ey viran olmuş ruhum… Bekleme. Bu eve bir daha kimse gelmeyecek. Ne ışık yakacak biri var, ne içini ısıtacak bir nefes. Ya yeni evler kurulacak ya da eskiler tamamen yıkılacak. Sakın, o evi viran hale getireni geri dönsün de düzeltsin diye bekleme. Bu kadar yıkım yetmedi mi? Önünde yepyeni evler yükseliyor… Neden hâlâ yıkılmış bir kapının eşiğinde bekliyorsun?
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Yaşamla ölüm arasında bir çizgideyim. Varlıkla yokluk arasında salınan bir ruh gibi. Bazen nefes aldığımı bile hissetmiyorum; sanki içimdeki ben, bedenimden uzaklaşıyor, gözle görülmeyen bir girdabın içine çekiliyorum. Bu hissizlik neden bu kadar tanıdık, bu hiçlik duygusu neden hep kapımı çalıyor? Belki yaşamın sınırındayım, belki de kendimle aramdaki duvarın… (Neyse anatominin beni bu içine çektiği ruh halini bırakıp ders çalışmaya devam edeyim bari)
İnsan kitap okumayı bırakınca, kendinden de uzaklaşıyor gibi hissetmem normal mi… Çok şükür dünya telaşesinde daha fazla vakit kaybetmeden kaldığımız o güzel yerden devam edebiliriz artık
“Yandıkça gördüğüm ben sandığım ben ben değilmişem Varlığın bu canın hüdadan başka yok imiş sahibi…”
İnsan ne diye hala geçmişe takılı kalır ki… Veya özellikle ne diye kendisine hiçbir faydası olmayan, zararı faydasından daha çok olan şeyleri unutmaz ki… Bazen gerçekten en büyük nimetin unutmak olduğunu öğreniyorsun