Kimi eğlenmeye, kimi çalışmaya, kimi istirahat etmeye gidiyordu. Fakat hepsi benim kendi kendime müstağni olduğunu farz ettiğim şeye, paraya, menfaate koşuyorlardı. Bu şüphesizdi! Vazife, hamiyet, fazilet, fedakârlık... Hatta masivadan vazgeçiş bile bir örtü, gören bir göze karşı altındakini saklayamayan ince tül bir perde idi. Bu perdenin altında daima para ve menfaat vardı. Yalnız ben! Zavallı mariz, onun için, para ve menfaat için yaşamıyordum. Fakat şimdiye kadar niçin uğraştım, gülümsedim: "İlim ve vukuf için!" demek istiyordum. Heyhat! Ziya ve hakikate diye mütemadiyen zalam ve cehalete koşmuştum. En nihayet sade ve ahmak bir köylü gibi itminan-ı kadîme gayrıihtiyari zebun olduğunu itiraf eden Darwin'den ne öğrendim? Hiç, hiç, hiç... İtiraf etmeliydim ki herkes gibi ben de bir cahilim! Herkesten ziyade cahilim, çünkü onların irsî ve intikalî efkâr ve itikadatı var. Halbuki benimkiler tamamıyla iflas etti. Yıkıldı. Ve yerlerine hiçbir şey ikame edemedim. Sıhhatimi kaybettim. Şimdi hasta ve gayrıtabii bir mevcudiyetin hamiliyim. Gittikçe büyüyen bikarârî ve şaşkınlığım bu mevcudiyet yükünü daha ziyade ağırlaştırdı. İtiraf etmeliyim; işte eziliyorum. Düşünmemek istiyorum...