Kendimden bir şiir.
ZEHİR damarıma son bir zehir, bilmem buna ne denir. kalemime son bir şiir, bilmem neyin nesidir. karşımdaki kimdir? tuttuğu kindir, kullandığı tabir, tam bir kâfir. tam bir derttir, satrançtaki vezir. seni yaralayan eldir, koruyan evdir. o akan bir nehir, ben ise medcezir. onun ki zevktir, benim ki kalptir.
MÜSLÜMANIN "ATEİSTİ" OLUR AMA "AGNOSTİĞİ"...
İslâm'ın mürtedler hakkındaki sertliği bazılarına ziyâde geliyor. Ve üzerine ziyâde tartışmalar yaşanıyor. Bence bu tartışmalarda ıskalanan şeylerden birisi, Bediüzzaman Hazretlerinin de işaret ettiği, "kabul-i adem" ile "adem-i kabul" farkıdır. Kendisi bir yerde bunu şöyle beyan ediyor: "Hem kabul etmemek başkadır, inkâr etmek başkadır. Adem-i kabul bir lâkaytlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür. Bu surette, çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı onlarla uğraşmaz. Amma inkâr ise, o adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir, bir hükümdür. Onun aklı hareket etmeye mecburdur." Yâni, adem-i kabul, "kabul yokluğu"dur ki ilgisizlik ile de olur. Fakat, kabul-i adem, "yokluğun kabulü" ilgisizlikle mümkün olmaz. Yokluğu kabullenen ilgilendiği şeyde "yokluk" hükmüne varmış demektir. Bu da karşı iddia sayılır. Karşı iddia karşı bir dâvadır. Karşı dâva da anarşidir. Bu yüzden Müslüman gibi Müslümandan agnostik çıkmaz-çıkamaz. Zîra, Müslümanlığı, o meselelerin zaten dünyasında varolmasını sağlamıştır. Mü'minler içinden "Ben agnostiğim!" diyenler, ya evvellerinde Müslüman değildirler; yâni isimleri/nesilleri Müslüman olsa da aslında dinî bir bilgiye hiç sahip olmamışlardır; veyahut da ateist olduklarını söylemek güç geldiği için agnostiklik tabiriyle onu yumuşatmaya gayret ediyorlardır. Evet, yine mürşidimin dediği gibi, "Onun aklı hareket etmeye mecburdur." Yâni, münkir, iddialarının zeminini içinde/dışında kurmak mecburiyetindedir. Eğer itikadının tartışmasına girmek istemiyorsa, yâni ateizmi iddia olarak ispatlamak güçlüğü nefsini zorluyorsa, "Ben agnostiğim!" der. Böylece ne deve ne kuş bir yaşamın mümkün olduğunu sanır. __Ancak İslâm müntesipleri konusunda uyanıktır. Bir Hristiyan'ın/Yahudi'nin ateist olmasıyla bir
Tefekkürât
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"FEZVİ ÇAKMAK" MI, "RÜMEYSA EKER" Mİ?
02 Haziran 2026 tarihli "Bediüzzaman Tabiat Risalesi'nde hangi üç kişiye işaret ediyor?" yazıma ilgi yoğun oldu. (...) Ben sadece nakledici oldum. Yalnız "Ankara" bağlamını kattım. (Tabiat Risalesi'nin başında geçen ihtar.) Öyle yapınca taşlar yerine daha bir oturuyor gibi geldi. Ve elbette okurlarım da "Sağır, kör, düşüncesiz sembollerinin işaret ettiği kişiler kimler olabilir?" merakıyla bazı tahminlerde bulundular. O tahminlerin hepsi hakkında ağzımı açamıyorum. Zira 5816 gadrine uğramak istemiyorum. Bu yasa öyle bir giyotin ki, körün körlüğünü yalnızca "fizikî durum ifadesi olarak" zikretseniz bile, hakaret sayarak cezai işlem başlatabilirler. (En azından mahkemenin tozunu şöyle bir yutarsınız yani.) Bu vesileyle Cenab-ı Mevla'dan bu gadrin de son bulmasını dilerim. Âmin. Ha, bunu derken, AK Parti'den büyük beklentilerim yok artık. (Küçüğü de yok.) O iş başkalarıyla olacak gibime geliyor. Ne diyelim? Rabb-i Rahîmimiz rüştümüzü de ilham eylesin. Âmin. Gelelim bu yazıdaki meselemize. Aslında aynı hakikat toprağını kazmaya devam edeceğiz. Çünkü o yazıyı yazdıktan sonra Risale-i Nur külliyatında benzer terkiplerin çoklukla bulunduğunu keşfettim. Hepsi aynı şekilde gelmiyor. Bazen sıralama değişiyor. Bazen de "üçüncünün" tanımlanışı başkalaşıyor. **Meselâ: Bir yerde "kör, sağır, dilsiz" deniyor. Bir yerde "kör, sağır, şuursuz" söyleniyor. Başka bir yerde "kör, sağır, düşüncesiz" anılıyor. Buna mümasil başka anılış şekilleri de var. Eğer okurlarımın çoklukla ifade ettikleri şekilde üçüncü kişi "Fevzi Çakmak" ise, gördüğünüz gibi yazar yine 5816'nın gadrinden korktu, o zaman bu ifadelerin "onun öne çıkan yönlerine" vurgu yaptığı söylenebilir. Evet. Hakikaten de yakın tarihe dâir mâlûmâtı olanlar bilirler ki: Fevzi Çakmak, gayet dindar bilinmesine rağmen,
Güncel
Ürkütülmemiş zarif duyguların içtenliği olmak isterdim. Gönül dergâhlarına kadar varırdım. Eğri odun taşırdım aşk ocağına, bakmazdım düz müdür eğri mi? Gönül kırmazdım hiçbir vakit. Kapısında kıyıma dururdum. Secdeye kapanırdım kalkmamak üzere. Rüya tabir etmeyi bilmem, lakin Her rüyanın yorumunda sana kavuşmayı Seçerdim. Kayalar yerine ben yarılsaydım, Taşan ben olsaydım sular yerine, Susamışlara benimle hayat verilseydi, Sessiz sessiz aksaydım vadilerden Kimseyi incitmeden, içeni ürkütmeden.
Gürültülü Suskunluk: Hayatın İçinden Bir İnsan Gözlemi
İnsanın kendini anlatamamasının iki sebebi vardır bazen. Birincisi, anlatmak istememesidir. İkincisi ise anlatacak kadar kendini tanımamasıdır. Dışarıdan bakınca ikisi birbirine çok benzer görünür; fakat biri kapalı bir kapıdır, diğeri ise henüz keşfedilmemiş bir oda. O, suskun biri değildi aslında; aksine çok konuşuyordu. Ama kendi merkezinden konuşmuyordu. Sanki başkalarının hayatlarını anlatırken güvende hissediyordu. Kendisine geldiğinde ise ya konu değişiyor, ya donuyor ya da sessizlik oluyordu. Sonunda bilgi alıyorsun ama temas kuramıyorsun; dokunamıyorsun. Onun hakkında çok şey öğreniyorsun ama onu tanıyamıyorsun. Kimlerle görüştüğünü, insanların ona neler anlattığını, hayata dair düşüncelerini biliyorsun; fakat kendi iç dünyasına ait kapılar kapalı kalıyor. Sanki kendisiyle ilgili her şey kalın bir perdenin arkasında duruyor. Sohbet ilerliyor ama yakınlık ilerlemiyor. Kelimeler çoğalıyor fakat samimiyet derinleşmiyor. Karşında biri var; sesini duyuyor, yüzünü görüyorsun ama ruhuna temas edemiyorsun. En acıtan tarafı da bu oluyor. Kimi zaman insanlar, kendilerini ne kadar geri planda tuttuklarının farkında bile olmayabiliyorlar. Çünkü yıllarca başkalarını anlamaya, başkalarına eşlik etmeye, başkalarının ihtiyaçlarına odaklanmaya alışmışlardır. Kendilerine dönmek ise yabancı bir ülkeye gitmek gibidir; yolunu bilmezler. Bildikleri yolların dışına çıkmak zor gelir. Bu yüzden “Nasılsın?” sorusu çoğu zaman bir kapı açmaz. Fakat “Bugün kimi gördün?”, “Kim ne dedi?”, “İnsanlar ne yapıyor?” gibi sorular saatlerce sürecek sohbetler başlatabilir. Dışarıdan bakıldığında sosyal görünürler. Oysa mesele konuşmak değildir; mesele kendinden konuşabilmektir. Yakınlık, bilgi paylaşımıyla değil, kişinin kendi iç dünyasını ilişkiye taşımasıyla oluşur. Belki de en zor fark
Duygu ve Düşünce
''Derin'' diye tabir edilen kişiliği olan insanlar tehlikeli. Size söylüyorum, tehlikeli. Böyle şahıslar her şeyi kavramaya çalışmaktan, kendilerine büyük gelen hislerinin dizginlerini kopara kopara at sürmekten dolayı hayata farklı bir noktadan bağlanırlar. Gerçi her insan farklı olduğu için her insanın da bağlanış biçiminde ufak olsun büyük olsun farklılıklar var. Yani özünde her insan hayata farklı bağlanır. Sinaps farkıyla. Bağlanmayı ve bdsm'yi geçecek olursak eğer bu insanlar neden tehlikelidir ve hangi durumlarda tehlikelidir? Bir, iki ses deneme! Sevgiliniz, flörtünüz, arkadaşınız, kocanız, karınız, ebeniz, gassalınız, şaka şaka. Eğer çok önem verdiğiniz bir yakınınız ise tehlikelidir. Çünkü bu kişiler oynamayı severler. Dalga geçmeyi severler. Ciddiye alma konusunda kendilerinde bir seçici geçirgen durum oluşmuştur ve bu insanlar için de geçerlidir. İnsanları ciddiye almazlar. Daha doğrusu çoğunluğunu ciddiye almazlar. Size karşı ''daha az tehlikeli'' hale gelebilmesi için sizde ciddiye alınmaya değer bir şeyler görmesi gerekir. Ve böyle kişilerin ''ciddiye alınmaya değer'' tanımları genelde nesli tükenme tehlikesi altında olan şeyleri kapsar. Fazla nadirdir. İşin aslında o da bir illüzyondur da... Neyse, oraya şimdi girmeyeceğim. Bu kişiler sizi ciddiye alınmaya değer görmese bile size karşı kaba davranmazlar. Aksine baya iyi davranırlar, yardımcı olurlar, anlarlar ve dinlerler. Hatta o kadar ilgilidirler ki ''ciddiye alındığınızı'' bol keseden hissedersiniz... Arka planda ise işler öyle yürümüyordur. Sizin ihtiyaç duyduğunuz şeyleri size bakıp özenle seçtikten sonra bunları size parça parça verirler. Bazense parça parça olmaz bu durum. Aç ve neredeyse ölecek bir kurtun önüne bir koyunu özenle parçalayıp bırakırlar. Kendinizi o kurtun yerine koyun.