Nattramn

Nattramn
@tagoladuna
Çocukların hepsi Stephen’a garip görünüyordu. Hepsinin anneleri, babaları, değişik sesleri vardı. Evde olup başını anasının kucağına koymayı özledi. Ama olamazdı ki: Onun için, oyun, çalışma, dua bitsin de yatağına yatsın istedi. Bir fincan daha sıcak çay içti. Fleming: — Ne o? dedi. Bir yerin mi ağrıyor? — Bilmiyorum, dedi Stephen. — İşkembeden rahatsızsın, dedi Fleming, yüzün solmuş: Geçer. — Evet, dedi Stephen. Ama rahatsızlığı orasında değildi. Hastalık yüreğindeydi diye düşündü, insanın yüreği hasta olabilirse eğer. Dirseklerini masaya dayayarak kulaklarını açıp kapamaya başladı. Her açışında yemekhanenin gürültüsünü duyuyordu. Gece giden trenlerinki gibi gürlüyordu. Sonra kapayınca kükreme uzaklaşıyordu, tünele giren bir treninki gibi. Dalkey’de o gece tren böyle kükremişti, sonra da tünele girdiği zaman, kükreme kesilmişti. Gözlerini kapattı ve tren ilerledi, kükreyerek sonra susarak; gene kükreyerek, susarak. Hoş oluyordu kükreyip sustuğunu duymak ve sonra tünelden dışarı gene kükreyerek ve sonra gene durup…
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ya da pastel renkli filmler çekmek isterdi… Çamaşırhanenin yanında oynayan çocuklar, iplerde kuruyan çamaşırlar, babaların yüzleri, uzaklaşan trenlerin sesleri, kavak dallarını hışırdatan rüzgâr, okşanan bir ten, fotoğraflarda saklanan tüm o anılar, eski savaşçılar, bayraktarlar kafilesi, pırıl pırıl helikonlar ta tara ta ta tara ta tara ta ta, uçsuz bucaksız yemyeşil bir tarlada salınan papatyalar, kuşluk vakti iki öküzünü otlatan köylü… Zaman akıp giderdi, evlerdeki çatlaklar gitgide büyürdü, pul pul kabarmış sıvalar üflesen dökülecek gibi görünürdü, bağcıklar açılır ve ayakkabılar su alırdı. Her şey yavaş yavaş çözülür, tendeki hücreler de bir bir ölürdü, tırnaklar kırılır; retinadaki çomakçılar kırmızıyı yeşilden ayırmakta geçen her dakikada daha çok zorlanırdı.
Ve sonra, yağmurlu günlerin akşamlarında, yüreğin dünyayı uyandırmak istercesine göğüste çırpındığı, alınların kırıştığı soğuk akşamlarda nasıl da başka biri olmak isterdi; bir ermiş, bir kurtarıcı, kurşun yağmuru altında cephede en ön safta yer alan, eylemde en önde yürüyen, yumruk havada, ötekilerin seslerini bastırarak marş söyleyen… “Bu son kavgamızdır, artık kenetlenelim” diyen kişi olmalı, tam göğsüne bir kurşun yemeli, lime lime olan beyaz gömleğin üzerinde kıpkırmızı güzel bir kan lekesi belirmeliydi. Kadınlar, erkekler ağlarlardı o zaman; gözyaşları da dinerdi. Nefret, donukluk, sessiz kortej… İktidar dize gelecek; üçkâğıtçılığın, yalanların yerini yeni bir düzen alacak. Yaşasın gerçeklik uğruna can veren kahramanlar, yaşasın yoldaşımız…
Edebiyat
Vefa mah. 1665 Vefa • Fatih devri âlimlerinden “Şeyh Muslihüddin Ebülvefa”nın inşa ettirdiği camii ve hayrat nedeniyle.
Sayfa 537 - Liberus·Kitabı okudu
Cihangir mah. 1665 Cihangir • Metruk bir Rum manastırının yerine Kanuni’nin oğlu “Cihangir“ adına inşa ettirdiği camiden.
Sayfa 534 - Liberus·Kitabı okudu