Ahmet Tahsin Günaydın

Ahmet Tahsin Günaydın
@tahsingn
“Nasıl görmen gerektiğini öğren, her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğunu fark et.” /Leonardo da Vinci
Seneca'dan Tarih Öncesi Tasavvufi Düşünceler -2
En yüce iyinin doğaya uygun yaşamak olduğunu söyler dururuz. Doğa bizi iki şey için doğurdu: Nesneleri temaşa etmemiz ve eylem için. Şimdi daha önce söylediğimizi kanıtlayalım, ama nasıl? Her bir kimse, bilmediği şeylere dönük ne güçlü bir bilme arzusu duyduğunu ve bu arzunun tüm masallar tarafından nasıl teşvik edildiğini düşünse, yukarıdaki iddiamız kanıtlanmış olmayacak mı? Bazıları denize açılır ve en uzak diyarlara yaptıkları bu yolculukta sadece uzaktaki gizli bir şeyi keşfetme ödülü için birçok sıkıntıya katlanır. İnsanları gösterilere çeken, kapalı şeyleri açmaya, saklı unsurları araştırmaya, eski unsurları anımsamaya ve yabancı kavimlerin âdetlerini dinlemeye iten şey budur. Doğa bize meraklı bir zihin yapısı verdi, kendi sanatının ve güzelliğinin farkında olan doğa, bizleri nesnelerin o büyük gösterisinin izleyicileri olarak doğurdu. Böylesine büyük, böylesine görkemli, böylesine incelikli işlenmiş, sadece bir türde güzel olmayan eserini, kendi yalnızlığı içinde sergileseydi, emeğinin ürünü boşa giderdi. Bizden sadece kendisine bakmamızı değil, aynı zamanda kendisini gözlemlememizi istediğini anlamak için, bize ayırdığı yere bak. Bizi kendi yaratımının bir parçası olarak tam merkeze koydu ve her şeyi çevremize yerleştirdi; insanı sadece ayağa kaldırmadı, aynı zamanda temaşaya uygun olması için, doğdukları yerden battıkları yere kadar kayan yıldızları takip edebilecekleri ve yüzünü bütün gökyüzüne çevirebileceği bir kafa koydu vücudunun tepesine ve bir de hareket edebilen bir boyun yerleştirdi.
Sayfa 39·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Seneca'dan Tarih Öncesi Tasavvufi Düşünceler -1
İki devlet olduğunu aklımızda tutalım: Biri büyüktür ve gerçekten umuma ait olup tanrıları ve insanları kapsar, şu ya da bu köşede görmediğimiz, aksine, sınırlarını Güneş'le ölçtüğümüz devletimizdir. Diğeri ise doğum gerçekliğimizin bizi bağlı kıldığı devlettir. Bu Atinaliları, Kartacalıları ya da tüm insanları değil, sadece bir kesimi içeren başka bir kentin devleti olacaktır. Bazı kişiler aynı anda her iki devlete de ilgi gösterir, hem büyüğüne hem küçüğüne, bazıları sadece küçüğüne, bazıları da sadece büyüğüne. Bu büyük devlete, inzivadayken hizmet edebiliriz, hatta eminim ki inzivadayken daha iyi hizmet edebiliriz; bu sayede erdemin ne olduğunu, tek mi yoksa çok sayıda mı olduğunu, doğanın mı yoksa ilmin mi insanları iyi kıldığını, denizlerin ve karaların, dahası denizde ve karada bulunan canlıların bir bütün olup olmadığını, tanrının bu türden çok sayıda nesneyi serpiştirip serpiştirmediğini, kendisinden her şeyin doğduğu tüm cevherin daimi ve yekpare mi, yoksa parça parça olmakla birlikte kabı maddelerle karışık bir boşluk mu olduğunu, tanrının nerede bulunduğunu, eserini izleyip izlemediğini ya da yönlendirip yönlendirmediğini, onu dışandan çevreleyip çevrelemediğini ya da tümüyle onun içinde mi olduğunu, evrenin ölümsüz mü yoksa geçici ve belli bir süre için doğmuş olan şeyler arasında mı sayılması gerektiğini öğrenebiliriz. Birinin bütün bunları düşünmesinin tanrıya yararı nedir? Elbette, onun bu büyük eserinin tanıksız kalmaması.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Alıntı
Bir şeyin ardından başka bir şey hoşumuza gider: Yargılarımızın sadece yanlış değil, değişken olması da bize zarar verir. Savrulur, birbiri ardına farklı şeylere tutunuruz. Daha önce istedığımız şeyleri bırakır, bıraktığımız şeyleri yeniden ararız. Arzumuz pişmanlığımızla sürekli yer değiştirir.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Alıntı
Özgürlük hiç katlanmamak değildir, bunda yanılıyoruz. Özgürlük ruhun haksızlıkların önüne geçmesi ve kendisini, başına gelen mutluluk verici şeylerin tek kaynağı yapması, diğer herkesin gülmelerinden ve sözlerinden korkarak, huzursuz bir yaşam sürmemek için dışsal unsurları kendisinden uzak tutmasıdır. Biri hakaret edebiliyorsa, hakaret edemeyen kimdir?
Sayfa 28·Kitabı okudu
Alıntı
O halde bizim tesellimiz șu olacak: Yumuşak başlılığımız intikam almayı söz konusu bile etmese de, bir gün birisi, haksızlık yapan, münasebetsiz, haddini bilmez kişiyi cezalandıracaktır, zira böyle bir kişinin kusurları tek bir insanla ve tek bir hakaretle asla tükenmez.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Alıntı