İki devlet olduğunu aklımızda tutalım: Biri büyüktür ve gerçekten umuma ait olup tanrıları ve insanları kapsar, şu ya da bu köşede görmediğimiz, aksine, sınırlarını Güneş'le ölçtüğümüz devletimizdir. Diğeri ise doğum gerçekliğimizin bizi bağlı kıldığı devlettir. Bu Atinaliları, Kartacalıları ya da tüm insanları değil, sadece bir kesimi içeren başka bir kentin devleti olacaktır. Bazı kişiler aynı anda her iki devlete de ilgi gösterir, hem büyüğüne hem küçüğüne, bazıları sadece küçüğüne, bazıları da sadece büyüğüne. Bu büyük devlete, inzivadayken hizmet edebiliriz, hatta eminim ki inzivadayken daha iyi hizmet edebiliriz; bu sayede erdemin ne olduğunu, tek mi yoksa çok sayıda mı olduğunu, doğanın mı yoksa ilmin mi insanları iyi kıldığını, denizlerin ve karaların, dahası denizde ve karada bulunan canlıların bir bütün olup olmadığını, tanrının bu türden çok sayıda nesneyi serpiştirip serpiştirmediğini, kendisinden her şeyin doğduğu tüm cevherin daimi ve yekpare mi, yoksa parça parça olmakla birlikte kabı maddelerle karışık bir boşluk mu olduğunu, tanrının nerede bulunduğunu, eserini izleyip izlemediğini ya da yönlendirip yönlendirmediğini, onu dışandan çevreleyip çevrelemediğini ya da tümüyle onun içinde mi olduğunu, evrenin ölümsüz mü yoksa geçici ve belli bir süre için doğmuş olan şeyler arasında mı sayılması gerektiğini öğrenebiliriz. Birinin bütün bunları düşünmesinin tanrıya yararı nedir? Elbette, onun bu büyük eserinin tanıksız kalmaması.