Kitap Tarih Kitabı Değildir
Puan vermedi·510 syf.··
2026 2. kitabı
Bu yüzden kitapta tarihi olaylardan çok, hoşuma giden alıntıları paylaştım. Kitapta hurafeleri, iftiraları baz alarak kurgulanmış tarihi bi içerik olmayan romandır. O dönemde 100 bin haşhaşinin yaşadığı iddia ediliyor. Bu rakam oldukça uydurma bir rakamdır. Zira rakamların sayısı gerçek olsa Selçuklu'da bütün devlet kademelerini kontrol edebilme ve hatta yok edebilme gücüne sahip olabilirlerdi. Kitapta gerçek nerede bitiyor , kurgu nerede başlıyor pek ayırt edilemiyor. Gelelim Hasan Sabbah yani Nam-ı diğer Yüce Seyduna'ya; Hasan sabbah'ın ataları Yemen'den gelme bir aileye mensup ama bu aile zamanında göç edip İran'daki Kum şehrine geliyor. Hasan Sabah İran'da Kum şehrinde dünyaya geliyor. Hasan Sabbah'ın babası da Şii inancında önde gelen alimlerden birisidir. Oğlunun da bu şekilde yetişmesini ve bu konuda da hoca olmasını istiyor. Bu nedenle oğlu Hasan Sabbah'ı Rey şehrine gönderiyor. Hasan Sabbah dönemin büyük zatlarından Nişaburin'in yanına gidip ondan eğitim alıyor. Hasan sabbah'ın babası oğlunu neden oraya gönderdi ? 12 Şii inancında olduğu ve oğlunun orada büyük bir eğitim almasını istediği için. Ama burada başka bir etken işin içine giriyor. Zaten o dönemde İsmail'iler Şiilik'ten ayrılıyor. Babası İsmail'leri sevmiyor, Hasan Sabbah İsmail'lere karşı antipati duyuyor.İsmaili zatları ile tanışıyor. Tanıştıkları zatlar İsmail'iligi Hasan Sabbah'a anlatıyor. Bir süre sonra Hasan Sabbah'ta İsmail'iligi mantıklı buluyor ve İsmail'i kanadında bir Dai( Fedai) olmaya karar veriyor. Hasan Sabbah'ı İsmail'ilige geçiren zat Fatimi İsmail'isidir. Hasan sabbah'ın ne kadar zeki ve bu propagandayı iyi yöneteceğini bildiği için Dai olmasına izin veriyor. Hasan Sabbah Fatimi merkezinde eğitim aldıktan sonra görevini yerine getiriyor ve insanlara Fatimiligi, İsmail'iliği
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250bin okunma
Daha Katlanılır Bir Yolculuk
6/10
·504 syf.··
2026 43. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 16:12
Zodyak Akademi: Acımasız Varisler, ilk kitap olan Uyanış’a kıyasla benim için daha iyi bir okuma deneyimi sundu. Evren hâlâ zaman zaman bana fazlasıyla bir fantezi dünyasının tüm istekleri bir araya getirilmiş hâli gibi gelse de bunu kabullenerek okumaya devam ettiğim için hikâyeye uyum sağlamak daha kolay oldu. Yazarın dili zaten oldukça akıcı; sayfalar su gibi akıp gidiyor. Ancak bu seriden kusursuz bir kurgu beklememek gerektiğini düşünüyorum. Daha çok kafa dağıtmalık, kolay okunan ve yormayan bir seri. Buna rağmen ikinci kitapta belirgin bir gelişim olduğunu hissettim. Semavi Varisler’in zorbalık dozunun azalması hikâyeyi daha okunabilir hâle getirmiş. Vega İkizleri’nin kitap boyunca intikamlarının temelini hazırlayıp sonunda planlarını başarılı bir şekilde uygulamaları da oldukça tatmin ediciydi. Kitapta zorbalıktan sonra en çok rahatsız olduğum nokta ise başkarakterlerin sürekli farklı erkeklerle romantik veya fiziksel yakınlık yaşaması oldu. Muhtemelen hikâye bizi Tory–Darius ve Darcy–Orion çiftlerine götürüyor. Ancak iki kitaptır Tory ile Caleb arasında bir çekim yaratılmaya çalışılması bana gereksiz geldi. Üstelik Darius ve Caleb’in yakın arkadaş olması da ileride oluşacak ilişkilerin dinamiğini benim için zayıflatıyor. Darcy tarafında ise Seth’in tüm ısrarlarına rağmen başından beri Orion’un ön planda olduğu çok belliydi ve ikinci kitapta da bu durum değişmedi. Ben çiftler arasındaki kimyanın baştan sağlam kurulmasını seviyorum; aksi hâlde sonradan oluşan ilişkiler bana çok yapay geliyor. Umarım ilerleyen kitaplarda bu karmaşık romantik yapı daha dengeli bir hâl alır. Hikâyeyi okurken aklıma sürekli gelen bir diğer soru da şuydu: Eğer bu kızların tahta göz dikmesini istemiyorsanız, neden onları sürekli zorbalıkla ve düşmanlıkla kışkırtıyorsunuz? Böyle
1000Kitap
Acımasız VârislerSusanne Valenti · Olimpos Yayınları · 2026224 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·488 syf.··
2026 31. kitabı
Açıkcası eseri gördüğümde sanki çok benlik değil gibi gelmişti. Kesin elimde sürünür diye düşünmüştüm. Ama aksine çok akıcı bir eser çıktı. Fantastik türündeki kitaplar bana kafa karıştırıcı geliyor. Hele de çeviriyse beynimde olay örgüsünü oturtamıyorum. Bu kitapta hiçte öyle olmadı. Çevirisi de gayet anlaşılır ve güzeldi. En çok hoşuma giden yanı ise insanoğlunun hayatındaki olayların fantastik dünyaya çok güzel bir şekilde uyarlanmasıydı. Kadın erkek eşitsizliğinini bu anlamda eser çok iyi işlemişti. Aynı şekilde tahta geçerken kardeşlerin verdiği mücadeleler de büyülü dünyaya gerçeklik katmıştı. Her zaman bazı konularda kendi toplulumuzu çok eleştiririz. Ancak bu eseri yabancı bir yazarın ortaya çıkardığını düşünürsek aslında bizim ülkemize özgü olarak düşündüğümüz sorunlar tüm dünyada mevcut. Yani insanoğlunun kaderi gibi. Bazı noktalarda bu benim dikkatimi çok çekti. Özellikle Yin Wei karakterinim bir kadın olarak mücadelesi ve cesareti çok hoşuma gitti. Ailesini kıtlıktan ve fakirlikten kurtarmak için prense seçilecek cariyelerden biri olmak için mücadeleye başlarken bu kadar azimli olacağını düşünmemiştim. Acımasızlığıyla bilinen prens Terren’i, Yin Wei’nin ailesinin karnı doyması için eş olarak kabul etmesi büyük fedakarlıktı. Tabi cariye adayları arasından elenmeden seçilmesi de hiç kolay olmadı. Saraya geldiğinde verdiği mücadelelere hemen hergün devam etti. Hem kıskananlar tarafından hemde bir pirinçcinin kızı olması sebebiyle hep küçümsendi. Ancak Yin Wei cesaretiyle her olaydan alnın akıyla çıktı. Peki sarayda daha sonra neler oldu dersiniz ? Hepsi eserin devamında. Fantastik kurgu sevenlerin çok beğeneceğini düşünüyorum.
Şair İmparatoriçeShen Tao · Athica Yayınları · 202642 okunma
8/10
·360 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 13:37
“Nesnelerin, insanların, apartmanların, sokakların içinde çekilmez bir şeyler vardı ve ancak her şeyi bir oyun gibi yeniden yarattığımızda kabullenilebilir bir oyun haline geliyordu. Önemli olan bunu oynamayı bilmekti ve bunu sadece ben ve o, biz ikimiz biliyorduk.” Napoli`nin yoksul mahallelerinde büyüyen ve kendilerine bir yol çizmeye çalışan 2 kızın çocukluk ve ergenlik dönemlerinin hikayesi bu kitap, Lina ve Lenu`nun. Aynı zamanda erkek egemen bir toplumun, kadınların ezilmişliğinin, şiddetin ve ölümün kol gezdiği sokakların bir tasviri. Lina ve Lenu, baskı ve şiddet altında kendilerini ifade etmenin yollarını arıyorlar. Okul, bu hayattan kaçabildikleri tek yer. Tabii bir de birbirlerinin zihinlerini besledikleri sonu gelmez sohbetleri var ait oldukları dünyadan kopartan onları. Sonradan hayat yolları farklılaşsa ve Lina okulu bırakmak zorunda kalsa da, bu zeka fışkıran zihni ve onun öğrenme azmini durdurabilmek pek mümkün değil. O nedenle kimi zaman kıskançlık ve asağılamalarla birbirlerine öfke duysalar da sonunda yine bir araya gelerek kendi ortak dillerinde iletişime devam ediyorlar. Ara ara kesilse de kopmayan, öfke içlerini yaksa da sevmekten vazgeçmedikleri, en zor zamanlarında yine birbirlerine koştukları ve koşulsuzca güvenin olduğu bir dostluk anlatısı bu. 4 kitaplık bu seride Ferrante, bu kızları yavaş yavaş büyütüyor, her yaşın farklı dinamikleri var, her yaş ayrı bir ilişkilenme biçimi yaratıyor Lina ve Lenu arasında. Ve yazar bunu yaparken büyük büyük laflara, baskın cümlelere ihtiyaç duymuyor. Oldukça yalın ve çarpıcı bir anlatımı var. Yazarın dilinin sadeliğine kapılıp sayfalar arasında kayboluyorsunuz. Ancak yine de kitaba başlamadan önce beklentimin çok daha yüksek olduğunu söylemeliyim. Belki üzerine çok konuşulduğu, çok övüldüğü için, ya da
Edebiyat
Benim Olağanüstü Akıllı ArkadaşımElena Ferrante · Everest Yayınları · 20153,526 okunma
çeviri rezalet, konu biraz klişe olsa da güzel ilerliyor
7/10
·412 syf.··
2026 1. kitabı
Genel olarak spoiler vermedim kitapta geçen olaylar ile alakalı. Hem Türkiye'de hem de yurt dışında bu kadar popüler olan bir kitap nasıl bu kadar rezil ve özensiz bir Türkçe ile çevrilmiş olabilir, üstüne üstlük böyle rezil bir Türkçeyle çevrilmiş bir kitap nasıl orijinal ingilizce baskısından daha pahalı bir fiyatla satışa sunulabilir? Bu yayınevleri gerçekten kafayı yemiş bir durumda. Çeviri okunamayacak kadar kötü olmayabilir ama aynı şekilde sizi kitaba kitleyip evreni soluksuz okuyabileceğiniz kadar akıcı da değil kesinlikle. Bu seriye büyük bir beklenti ile başlamıştım lakin çevirinin vasatlığı ve cümlelerin bu kadar sığ olması karakterlerin duygularını benimsememi çok zorlaştırdı. Kitap başlangıç kitabı olarak fena değildi ama son 50-100 sayfasına kadar beni şaşırtacak olaylar yaşanmadı çünkü genel anlamda klişeler vardı. Ona rağmen belli bir noktada tatmin etmeyi başardı. Kitabın evrenini sevdim, çok çeşitli ve biraz daha kendine özgü bir havası olduğunu düşünüyorum. Yazarın dili çok basit aslında ama çeviri bizim dilimize hiç uygun değil. Hani gidip tahta kılıca sopa falan yazıp ' "......." dedi Jude. ' gibi bir kalıp kullanıp durmuşlar rezillik yani şunları yazan insanların kendine çevirmen demesi. Ben kitapta karakterlerin gerçekçi yazıldığını düşünüyorum ya, kimse saf zeki değil ama saf aptal da değil. Jude dediğimiz başrol kadınımız özünde güçlü bir karakter olsa da onun da korkuları olduğunu güzel hissettiriyor kitap. Ben böyle çelişkileri seviyorum saf güçlü ve yenilmez olan karakterler gerçekçi gelmiyor bana. İç dünyasında devamlı çatışma halinde olan ve kendinden yeri geldiğinde şüphe edip aciz hisseden ama bir yandan da tuttuğunu koparacak kadar hırslı karakterleri seviyorum dediğim gibi. Jude da biraz öyle bir karakter. Sadece keşke kendisinin
Zalim PrensHolly Black · Dex Kitap · 20182,340 okunma
10/10
·144 syf.·
2026 17. kitabı
Hikaye, Osmanlı’da Habeşistanlı bir harem ağasının dilinden anlatılır. 1600’lü yılların sonuna doğru Osmanlı’nın duraklama dönemini başlatan hızlı padişah değişikliklerinin yaşandığı o dönem.. /harem ağalarının Osmanlı’ya dışarıdan getirilmelerinin nedeni: • Hadım edilme sürecinin Afrika/Çin/Habeşistan’da yapılabiliyor olması, • Saray güvenliği, • Siyasi denge, • Dış bağların minimumda tutulmasıydı. Bu durum yalnızca Osmanlı’ya ait değildir: • Abbasîler • Memlükler • Çin sarayı • Bizans saraylarında da harem ağalığı vardı. / Padişahı kim, nasıl tuzaga düşürmüş ve kendi sarayında tutuklanması gibi inanılmaz bir suç nasıl gerçekleşmişti? Kim yüreklendirmişti bunları? İşte hadım ağa, bu soruların cevabı peşinde okuru Topkapı sarayının büyüsüne çeker. Bu kitabı okurken yapılacak en büyük hata kitabın hangi Osmanlı padişahını anlattığına kafa yormak olacaktır. Çünkü tek bir padişaha değil, saray yönetimine, işleyişine, harem kültürüne yazılmış bir eserdir, her dönemden bir çarpıklık bir gizem bir tuhaflık seçilerek ortaya kurgusal bir padişah çıkarılmış ve bu kurgu padişahın özelinde aslında pek çok padişah ve uygulama işaret edilmiştir. Asla özel bir yıl, isim ve mekan adı geçmez. Dönemsel bazı bilgilerin ışığında yine de bazı isimleri tahmin edebiliyoruz okur olarak : 4. Murad dönemindeki yasaklara ve yaptırımlara, ‘kelle koltukta’ deyiminin doğuşuna, halkın diken üstündeki baskılarla yaşadığı döneme gidilir. Kafeste tuttuğu kardeşi 1. İbrahim’in acı ve korkuyla geçen yıllarına gidilir. Anne Kösem Sultan’ın siyasi dengelerdeki güçlü karakterine gidilebilir.. I. İbrahim 1640’ta, ağabeyi IV. Murad’ın ölümüyle tahta çıkar. Tahta çıktığında 25 yaşındaydı 8 yıl da kalacaktı ama:
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202524,9bin okunma