Her gün yağmalanan
talan edilen sevincimiz
kurudu galiba büsbütün
su yürümüyor dallara
Ama bir kıpırtı, bir küçük
uç uç böceğinin her nasılsa
konuvermesi balkona
uyarıyor bizi irkilterek
Halkın büyük bölümünün eğitimsiz olması devlet eliyle yapılan bir kötülüktür. Bu durum kendi kendini talan etme, yıkıma uğratma ve aşağılamadır. İlkel halkların fakirlik ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmalarının nedeni sahip oldukları toprakların zenginliklerinden faydalanmamalarıdır.
Bütün bu hükümdarların erkek olduğunu keşfettim. Ortak yanları hırslı ve çarpık bir kişilik, paraya, cinselliğe, ve sınırsız güce karşı doymak bilmez bir iştahtı. Dünyaya kötülük tohumlarını eken, halklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. Gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. Böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim.
Ve bu çiçeği hiç düşünmeden, gülümseyerek ona uzatırız, bizim için paha biçilemez olan o çiçek, onun bahçesini de güzelleştirsin, şenlendirsin isteriz. Ama işler her zaman beklediğimiz gibi gitmez, dünyanın ve insanın oyunu hiç bitmez. O gider, çiçek gider, bağ bozulur, bahçe bozulur, kalan çiçeklerimiz solar, içimiz talan olur.
"6-7 Eylül Olayları'ndan bir gün sonra babam beni de aldı, Taksim'e gittik. Bana bir şeyler anlatmak mı istiyordu, yalnız başına gitmeyi gözü yememiş miydi, bilemiyorum. O korkunç manzarayı, Taksim'in hâlini; yanmış, ters çevrilmiş otomobilleri, sokaklara yayılmış kırık dökük malları, top top kumaşları, ara sokaklardaki talan edilmiş, camları kırılmış, yakılıp yıkılmış evleri görünce, zaten yüksek tansiyonu olan babam birden fenalaştı. Manzara gerçekten de korkunçtu. Ben de hiç unutmadım. On beş yaşında bile yoktum o sıralarda ama çok utandığımı hatırlıyorum. Şimdi de zaman zaman, hani kendi yapmadığımız işlerden, sorumlu olmadığımız kötülüklerden utanç duyuyoruz ya, onun gibi."