Kitapta mitoloji ustalıkla işlenmiş. Genel olarak Akhilleus ve Patroklos'un aşkı işlenmiş. Bir kehanet etkisini veya önceden çizilmiş yazgının olay akışını nasıl etkilediği yazılmış. Akhilleus'un kibri yüzünden sevdiğini bile göremeyecek hale gelmesi üzerine Patroklos'un ölümüyle tüm her şeyin yüzüne çarpması. Patroklos'un intikamını aldıktan sonra savaşırken yalnızca ölmeyi ve sevdiğine kavuşmayı beklemesi. Kitapta ara ara aşk üçgenlerine de yer vermiş ki Akhilleus'un bir oğlu olması bunun en net örneği.. Akhilleus ve Patroklos'un aşkının ölümle sonlanmış olması aklıma Hemingway'in şu sözünü getirdi:
İki insan birbirini seviyorsa, buna mutlu bir son yoktur.
Kendinizi bulacağınız kitaplar okumanızın ne kadar güzel ama bir o kadar tehlikeli olduğunu ilk defa bu seriyle anladım. Hayattan koptum. Kimseyi aramadan, sormadan günlerimi bu seriye adadım. 2000 sayfada yaşadım günlerce. Kitaptaki her acıyı, kahkahayı, hayal kırıklığını içimde, en derinlerde hissettim. Karan ve Asi'nin bu muhteşem uyumu beni tüketti diyebilirim. Kurgu olduğunu unuttuğum anlar oldu. İçine girdim, yaşadım. Teşekkürler sevgili yazar. Bizi bize anlattığın ve bizi de içine kattığın için. Artık yeni bir favorim var.
NeytBinnur Şafak Nigiz · Dokuz Yayınları · 20191,335 okunma
Uzay ve Ecre baş kahramanlarımız...
Uzay sadist psikopat , yakışıklı, duygusuz bir adam
Ecre ise ailesini 6 ay içinde kaybetmiş, babası tarafından darp edilen 17 yaşında mavi gözlü , güzel bir kız.
Uzay, Ecre'nin yerini öğrendiği gibi Onu kaçırtıp yanına alır. Uzay Ecre'nin üvey kuzenidir. Uzay Ecre'ye çok kötü davranır. Onu türlü işkenceler yapar.
İkisinin de hayat hikayeleri hem çok benzer hem de çok farklı...
Uzay Soykır'ı sevdim. Sadist bir tarafı olan kısımları sevmekten bahsetmiyorum. Ama Uzay Soykır'ın farkını sevmiştim.
Ecre'nin sonunda Uzay'ı vurması bu beni üzdü ....
Devamını size bırakıyorum. Değişik bir hikaye, kurgu....