ایرم.i

ایرم.i
@tanculpan
düştüm belâ-yı aşka hıred-mend-i asr iken intj | ILI ๋࣭ ⭑
türkoloji 4/4
tremere chantry
7 Mayıs
161 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
3/10
·328 syf.··
2026 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 19:33
Orijinal ismi olan "Çocuklar" (die Kinder) ile Türkiye pazarına çıkış yapmış olsaydı okuyucuları daha az yanıltacağından emin olduğum bir kitap. Ne kitabın arka kapak yazısından ne de isminden, konusunun böyle olabileceğini düşünebilirsiniz zira. Bir kitabı okumaya başlamadan önce hepimizin ilk başvurduğu yerin arka kapak yazısı olduğunu düşününce buraya biraz daha açıklayıcı yazılar kaleme almaktan kimseye zarar gelmez diye düşünüyorum. Wulf Dorn'un kaleme aldığı Travma adlı bu kitap, bir kaza sahnesiyle başlangıç yapıyor. Kitabın arka kapak yazısı da bu cümleyle başlıyor: "Laura Schrader ıssız bir dağ yolunda, kaza yapmış bir araçtan kurtarılır." Laura'nın kaçtığı köydeki herkesin kaybolmuş olması ve kaza yapmış aracının bagajındaki çocuk cesedi polis memurlarını şüphelendiriyor ve Laura'yı sorgu odasına alıyorlar. Ne var ki anlattıkları, insan zihninin kabul sınırları dışında, gerçekleşmesi mümkün olmayan olaylar. Kitabın konusu genel hatlarıyla bu. Laura'nın sorgu odasında polis memurlarıyla arasında geçen konuşmalardan ve Laura'nın aktardığı anılardan ibaret. Birkaç sayfada olaydan kopuk ve bağımsız gözüken bazı olaylar var ancak bunları ileriki bölümlerde anlamlandırmaya başlıyorsunuz. Kitabın arka kapağındaki yazı da bundan fazlasını vermiyor size. Ancak ben size vereyim: Kitap, çocuklarla ilgili. Spesifik olmak gerekirse, yetişkinlerden intikam almak isteyen çocuklarla. Kitabın hiçbir yerinde yazmamasına rağmen bu bilgiyi edinmeniz kitabı okumaya karar vermeden önce çok önemli aslında. Eğer ben bunu biliyor olsaydım bu kitabı okumaya hiç başlamazdım çünkü bu kitaptan aradığım şey bu değildi. Bu yüzden diyorum, bir kitap pazarlıyorsanız en azından reklamı düzgün yapılmalı diye. Okuyucuyu yanıltan açıklamalarla ilgi çekmeye çalışıyorsunuz ama bilakis
TravmaWulf Dorn · Pegasus Yayınları · 20172,828 okunma
Reklam
5/10
·256 syf.··
2025 4. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2025 20:02
Beklentilerimi karşılayan bir kitap olmadı. İnceliği sebebiyle içeriğine bakınca her konuya derinlemesine girebileceğini düşünmüyordum zaten ancak bu denli üstün körü bir anlatımla karşılaşacağımı da beklememiştim. Kitabı İlber Hoca kendi kaleme almamış da, sohbetleri esnasında biri hızlı hızlı kâğıda dökmüş gibi. Türkiye tarihi hakkında en ufak bir fikriniz bile yoksa başlangıç için işinize yarayabilir, ancak sanmayın ki kafanızdaki soru işaretlerini giderecek. Bahsi geçen konular ve kişileri bir kenara not edip kendiniz araştırmak durumunda kalacaksınız, çünkü İlber Hoca, herkesin bildiğini varsaydığı isimlerden bahsederken açıklama yapmaya pek yanaşmıyor; konu üzerine kendi yorumlarını katmak, tarihi gerçekleri ortaya koymaktan çok daha ön planda kalıyor. Onun dışında, ortaokul inkılap tarihi dersimde daha çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Özetle, okumasanız da hiçbir şey kaybetmeyeceğiniz bir kitap.
Türkiye'nin Yakın Tarihiİlber Ortaylı · Kronik Yayınları · 20185,1bin okunma
Popüler Kültür Kitabından Öte Bir Şey Değil
5/10
·282 syf.··
2024 12. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2024 13:58
Özet geçmek gerekirse kitap, depresyonda olan ve hayata karşı umudunu yitirmiş Nora Seed’in kendini, intihar teşebbüsünden sonra Gece Yarısı Kütüphanesi denen, yaşam ile ölüm arasında kalan bir yerde bulmasını anlatıyor. Nora Seed burada okuduğu her kitapta alternatif hayatlarını deneyimliyor, çoklu evrenler arasında dolaşıyor ve kendisi için mükemmel olan hayatı arayıp duruyor. Benim görüşlerime gelecek olursak, bu kitap, popüler kültür kitabından öte bir şey değil. Güzel başladı, güzel bitti, sonu da bayağı tahmin edilebilirdi ancak başıyla sonunun arasındaki o koca boşluğu tamamen gereksiz buldum. Çok daha kısa kesilip tadında bırakılabilecek bir kitapken Matt Haig kitabı uzattıkça uzatmış, uzattıkça uzatmış, sündürmüş de şeklini şemailini bozmuş, bizim de kitaptan alacağımız zevki yarı yarıya indirmiş. İlk başlarda farklı hayatları okumaya duyduğum merak çok değil, kitabın ortalarına doğru bir bıkkınlığa dönüştü. Zira mevzubahis hayat ne olursa olsun, nasıl sonlanacağını artık biliyordum. Okuyun, okumayın, diyemeyeceğim. Ben okumasaydım hiçbir şey kaybetmezdim ancak siz okuyup da “hayatımı değiştirdi” diye düşünebilirsiniz kitap hakkında, olabilir. Kendi zevkinize güvenerek okumaya başlayın. Araftaysanız, sevip sevmeyeceğinizden emin değilseniz bence zamanınızı kaybetmeyin. (Popüler kültür kitapları beni her zaman hayal kırıklığına uğratıyor, bir daha şans vereceğimi sanmıyorum.)
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598bin okunma
6/10
·456 syf.··
2023 15. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2023 17:04
Yazarı Osman Balcıgil’in bir gazeteci olmasından ötürü araştırma yönünün de yüksek olduğunu hemen anlıyorsunuz. Ne ben ne siz o dönemlerde yaşadık dolayısıyla ne kadar doğru aktarılmıştır 1955 Türkiyesi bilemeyiz ancak bana bir his geçtiyse, başarılı olduğu kanısına varmakta haklı olduğumu düşünüyorum. Kendimi her gün Suzan ile iş ve evi arasıdaki yolu arşınlarken, vapur havasını içime çekerken, adada bisiklet sürerken buldum ve hiç yaşamamış olduğum bir dönemin İstanbul’unu bugünde hissettim. Osman Balcıgil’in araştırmacılık kadar iyi yapamadığı konular da bariz bir şekilde göze çarpıyordu kitabı okurken. Betimlemeleri, kitabın yazı dilinin basitliği, o ellerin bir roman kaleme almak için yaratılmadığını gösteriyor ilk bakışta. Hatta öyle ki kitaptan aldığınız zevki de büyük ölçüde yarıya indiriyor bu sıradan, süsten ve bir kimlikten uzak olan yazılış tarzı. Benim kitabı okumaya başlarken hayal ettiğim ile okuduğum kitabın bağdaşmadığı bir nokta vardı, burası ne yazarın ne kitabın hatasıdır ancak benim “şöyle böyle olsaydı daha iyi olurdu” diyerek bir yorum, bir öneri katacağım noktadır. Ben hikâyenin milliyetçi sayılabilecek bir ailede doğup büyümüş bir Türk kızıyla bir Rum oğlunun arasında geçeceğini düşünmüş, bunun hikâyeye daha iyi bir çatışma katacağını düşünmüştüm. Suzan ve Yorgo’nun hikayesi hiç böyle değil; aileleri kapı komşuları ve arkadaş, evlenmeleri ve mutlu olmaları için hiçbir engel yok önlerinde. Buna rağmen planlar ve gerçekler ortak bir noktada kesişmiyor. Hikayenin ana noktası 6-7 Eylül Olayları olduğu için, böyle bir çatışma hikaye için gerekli görülmemiş olabilir, bu da mantıklı bir düşüncedir. Romanda her şey olağan bir sıradanlıkla ve neredeyse “her bölüm de aynı ilerliyor” diyeceğim bir rutinle ilerlerken bir anda her şeyin saniyeler içinde
En Hüzünlü EylülOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20243,706 okunma
"Ha gayret, son yüz sayfa, bitir de kurtul şu kitaptan! Bak o kadar ilerlemişsin... Son doksan... Son seksen... Son yetmiş..." derken kendime, altmış sayfa kala bırakıverdim kitabı. Devam etmeyi düşünmüyorum çünkü eminim ki bu kitabın bana hiçbir katkısı olmayacak. Zeynep Selvili Çarmıklı Hanımefendi kendi anılarından oluşan bir kitap kaleme almak istemiş ancak ehem bir kişilik olmadığından anılarını "kişisel gelişim kitabı" adı altında pazarlamaya karar vermiş. Kitapta yer alan bir avuç tavsiye de işe yarar olsaydı hiç değilse, her kişisel gelişim kitabı birbirinin kopyası mı olur? Öyle vallahi.
Pembe Fili DüşünmeZeynep Selvili · İnkılap Kitabevi · 202411,6bin okunma
Reklam