Özet geçmek gerekirse kitap, depresyonda olan ve hayata karşı umudunu yitirmiş Nora Seed’in kendini, intihar teşebbüsünden sonra Gece Yarısı Kütüphanesi denen, yaşam ile ölüm arasında kalan bir yerde bulmasını anlatıyor. Nora Seed burada okuduğu her kitapta alternatif hayatlarını deneyimliyor, çoklu evrenler arasında dolaşıyor ve kendisi için mükemmel olan hayatı arayıp duruyor.
Benim görüşlerime gelecek olursak, bu kitap, popüler kültür kitabından öte bir şey değil. Güzel başladı, güzel bitti, sonu da bayağı tahmin edilebilirdi ancak başıyla sonunun arasındaki o koca boşluğu tamamen gereksiz buldum. Çok daha kısa kesilip tadında bırakılabilecek bir kitapken Matt Haig kitabı uzattıkça uzatmış, uzattıkça uzatmış, sündürmüş de şeklini şemailini bozmuş, bizim de kitaptan alacağımız zevki yarı yarıya indirmiş. İlk başlarda farklı hayatları okumaya duyduğum merak çok değil, kitabın ortalarına doğru bir bıkkınlığa dönüştü. Zira mevzubahis hayat ne olursa olsun, nasıl sonlanacağını artık biliyordum.
Okuyun, okumayın, diyemeyeceğim. Ben okumasaydım hiçbir şey kaybetmezdim ancak siz okuyup da “hayatımı değiştirdi” diye düşünebilirsiniz kitap hakkında, olabilir. Kendi zevkinize güvenerek okumaya başlayın. Araftaysanız, sevip sevmeyeceğinizden emin değilseniz bence zamanınızı kaybetmeyin.
(Popüler kültür kitapları beni her zaman hayal kırıklığına uğratıyor, bir daha şans vereceğimi sanmıyorum.)