Kayıp Silüetler Müzesi Zihnin en puslu, geçmişe dönük o ince sızının kalbi yokladığı anlarda, görünmez bir sokağın köşesinde sessizce beliren bir bina vardır. Ne bir haritada yeri bulunur ne de kapısında bir tabela asılıdır. Sadece "Başka bir yol seçseydim, bugün kim olurdum?" sorusunun ağırlığını taşıyanların görebildiği bu yer, Kayıp Silüetler Müzesi'dir. Müzenin ağır, oymalı ahşap kapılarından içeri adım attığınızda sizi soğuk mermer zeminler ve loş bir aydınlatma karşılar. Bu müzenin devasa duvarlarında asılı duran çerçevelerin içinde yağlı boya tablolar ya da eski fotoğraflar yoktur. Her bir çerçeve, yaşanmamış hayatlarınızın, saptığınız o yol ayrımlarında geride bıraktığınız "diğer sizlerin" nefes aldığı canlı birer penceredir. Canlı Tuvallerin Sergisi Sessiz koridorda yankılanan kendi ayak sesleriniz eşliğinde yürürken, çerçevelerin içindeki o kusursuz gibi görünen ihtimalleri izlemeye başlarsınız: •Güvenli Liman Tablosu: Bir çerçevenin içinde, o büyük riski almaktan korkup en tanıdık, en güvenli yolda kalmayı seçmiş haliniz durur. Hayatı son derece sakin, fırtınasız ve düzenlidir. Yüzünde hiçbir yorgunluk izi yoktur ama gözlerinin ardında, keşfedilmemiş okyanuslara duyulan o derin, isimsiz açlık gizlidir. •Söylenmemiş Kelimeler Tablosu: Başka bir tuvalde, gururunuzu ya da korkularınızı yenip o kritik anda tam da kalbinizden geçenleri haykırdığınız versiyonunuz yaşar. O anın getirdiği yıkım ve yeniden inşanın coşkusuyla çok daha farklı yerlere savrulmuştur. Canlıdır, atılgandır ama bugünkü dingin, kendi içinde susarak bulduğu o ağırbaşlı huzurdan tamamen yoksundur. •Vazgeçilen Düşler Tablosu: Daha ilerideki bir çerçevede, rasyonel dünyayı elinin tersiyle itip sadece çocukluk hayalinin peşinden, sonu belirsiz bir maceraya atılan haliniz
Hayata Dair
Funda'dan...
​Seni bulmak için haritaya bakmadım; çünkü hiçbir koordinat, ruhun ruhu bulduğu o gizli geçitleri göstermezdi. Adresler, sadece sokakları ve binaları birbirine bağlar; kalpleri birbirine teyelleyen yollar ise haritaların çizemeyeceği kadar derinlerde, satır aralarında saklıdır. ​Zamanı ve mekânı bir yük gibi sırtımdan indirip bıraktığımda anladım: İnsan, aramaktan vazgeçtiği an bulurmuş asıl araması gerekeni. Gözlerim bir coğrafyanın sınırlarında değil, kelimelerin o uçsuz bucaksız evreninde geziniyordu. Bir cümlenin kıyısına vurduğunda içimdeki dalga, anladım ki orası benim durak noktamdı. Şehirlerin gürültüsünden, kalabalıkların uğultusundan kaçıp sığındığım o tenha sayfada karşılaştık. Ne bir pusula vardı elimde ne de önceden yürünmüş bir yolun izi. Sadece o tanıdık, o içsel çekim... ​Bir kedi sessizliğiyle sokuldun ömrüme. Mürekkebin izini sürerken, kaderin kendi elleriyle düştüğü bir derkenar gibiydin hayatımın en can alıcı sayfasında. İtirazsız, şerhsiz kabul edilmiş bir hakikat gibi... Bazen sayfalarca susup, tek bir noktanın ağırlığında anlaştık seninle. Zira biliriz ki; en ağır hükümler bile bazen en sessiz harflerle yazılır. ​Seni bulmak için hiçbir rotaya ihtiyacım yoktu. Çünkü sen, varılacak bir menzil değil; zaten hep yürüdüğüm o yolun ta kendisiymişsin.
Reklam
Bazı hikâyeler vardır… başlaması hatadır, bitmesi ise imkânsız. Bizimki öyleydi. Ne tam anlamıyla başlayabildik, ne de gerçekten bitebildik. Aradan geçen zaman… hayatın üzerimize örttüğü bütün o “doğrular”… hiçbiri seni içimden silemedi, Sadece… seni sessizliğe dönüştürdü. İnsan zamanla alışıyor sanıyor. Eksik yaşamaya,yarım kalmaya,susmaya… Ama alışmak… unutmak değilmiş. Bunu en iyi ben öğrendim. Bir gün… her şeyin bittiğini anladığım anda fark ettim: Sen hâlâ içimde konuşuyorsun. ("BEN DE SENİ SEVİYORUM"diyişin o ses tonun,kalbimin en ücra noktalarına işlenmiş,beynimde hiç durmadan esen bir rüzgar gibi ömür boyu benimle olacak) Bir cümlede, bir kitap sayfasında, bir şarkının en sessiz yerinde… Hep oradasın. Ve ben artık seni kovalamıyorum. Çünkü anladım… Bazı insanlar hayatına ait olmak için değil, sana kendini öğretmek için girer. Sen bana sevmeyi öğretmedin sadece. Kaybetmeyi de öğrettin.
Aşk
kendini bulmuşsun'üzerine
bi çocukluk arkadaşım bugün bana yıllardır değişmeyen yanlarımdan bahsetti. sosyal olduğumu ama kendimi insanlara mecbur kılmadığımı,susmayı, yalnızlıktan korkmadığımı, kendimle vakit geçirmeyi, kedileri,bisikleti,karı ve kitapları hala sevdiğimi söyledi. sonra da durup şöyle dedi, 'beni bi zehra anlar diye kendimi böyle açabildiğim tek insan olabilirsin. sen kendini bulmuşsun dostum, sadece farkında değilsin'. riya olsun diye yazmıyorum gün boyu 'sen kendini bulmuşsun'cümlesi kafamda zonkladı.insan bazen en çok kendini en eski haliyle tanıyanların sözlerinden etkileniyor.çünkü kendini bulmak diyince aklımıza hep büyük dönüşümler gelmiyor mu.böyle keskin kırılmalar,uzun yolculuklar, eski benliğini geride bırakıp bambaşka biri olmak.. üstelik hayat bana bunların çoğunu da yaşattı, yaşatıyor.. ama bugün o cümle başka bir kapı araladı zihnimde.belki de kendini bulmak,yeni bir insan olmak değildir.belki mesele yılların, acıların, sevinçlerin ve değişimlerin içinden geçerken özünden olabildiğince kopmamaktır.hayat seni defalarca başka yerlere savursa da, dönüp baktığında içindeki o tanıdık sesi yine de duyabilmektir.blki de kendini bulmak,kendini değiştirmekten çok kendini kaybetmemeyi öğrenmeye çalışmaktır. belki de................
Karanlığın Yükü Kırık bir aynanın çatlağından sızdım kendime, Oysa pürüzsüz yüzeyleri de vardı hayatın. Ben o yaradan, o sızıntıdan görmeyi seçtim suretimi. Beni o karanlık kuyuya çeken cazibe nedir, Belki de ömrümce bunu anlamaya çalışıyorum. Kadim bir yün yorgan gibiyim artık; İlmeklerimde yalnız kendi kederim değil, Uykusunda ağlayan insanların da yükü var. Eziliyorum kendi ağırlığımın altında, Başkalarının gölgesiyle ağırlaşan o devasa kütlede. Mevsimler döndü, kış bitti, yaz vurdu tenime; Yıkandım, arındım, sarsıldım ve güneşe serildim. Kısa bir an için aydınlandı ruhum. Fakat sonra, upuzun bir uyku için katlanıp Diğer döşeklerin yanına, o kuytu karanlığa fırlatıldım. Şimdi ışıksız hücremde yeniden kışı gözlüyorum. Gelsin o tanıdık ağırlıklar üzerime, çöksün göğsüme. Üstüme, hep üstüme... Çünkü anladım; beni kör kuyulardan çekip çıkaran, Beni ben yapan ve derinleştiren, Ruhuma yıkılan bu dünyadır.
Yönetmen tanıtımı quentin tarantino
`quentin tarantino` amerikan sinemasının en özgün ve etkili yönetmenlerinden biridir. kendine has tarzı, genellikle şiddetli, keskin diyaloglar ve pop kültürüne göndermelerle tanınır. film anlatılarını sıklıkla doğrusal olmayan bir şekilde kurar ve türler arasında geçiş yaparak, klasik sinemaya modern bir bakış açısı getirir. -`pulp fiction`(1994): tarantino'nun en ikonik yapımlarından biri olan pulp fiction, karmaşık anlatı yapısı ve unutulmaz diyaloglarıyla sinema dünyasında devrim yaratmıştır. film, cannes film festivali'nde altın palmiye ödülünü kazanmış ve kült bir klasik haline gelmiştir. appraf.com/title/movie/-748o -`kill bill vol. 1 & 2` (2003-2004): bu iki film, intikam, dövüş sahneleri ve batı kültürüne gönderme yapan bir tarzda birleşir. kill bill, özellikle stilize edilmiş aksiyon sahneleri ve çeşitli sinema türlerine olan göndermeleri ile dikkat çeker. appraf.com/title/movie/-8vnp appraf.com/title/movie/-bz6i - `inglourious basterds` (2009): ii. dünya savaşı'nın alternatif bir anlatımı olan bu film, tarihsel bir arka plana sahip olmasına rağmen, tarantino'nun alışılmadık hikaye anlatım tarzını yansıtır. film, christoph waltz'ın hans landa rolüyle oscar kazanmasını sağlamıştır. appraf.com/title/movie/-8vnp - `django unchained` (2012): bu film, kölelik, intikam ve adalet temalarını işleyen bir western yapımıdır ve tarantino'nun şiddet ve dramatik anlatım biçimini birleştirir. jamie foxx ve leonardo dicaprio'nun performansları övgü almıştır. appraf.com/title/movie/-7k9s `once upon a time in hollywood` (2019): 1960'lar hollywood'una dair nostaljik bir bakış açısı sunan bu film, gerçek yaşamda meydana gelen manson ailesi cinayetlerine göndermeler yaparak, hem bir zaman dilimini hem de sinemanın dönüm
Reklam
Reklam