Gezilecek yerler özbekistan Artık, mesela kimseye inanmıyorum; Bakışları sahte olur genelde. Önce "canım" derler, sonra "canın çıksın" derler. Oysa ben masum bir çocuk gibi sevdim Güven Tekin Kırık Bir Kalbin Veda Notu Edebiyat defteri okurları hepinize es selam Aleyküm ve Rahmetullah kıymetli üyemiz Güven Tekin ben masum bir çocuk gibi sevdim derken ne güzel bir sevgi tarifi yapıyor çocuklar masumdur evet insan ibadet niyeti ile bakar bir çocuk masumiyeti ile sevebilirse seyahat ve okumalarından en büyük güzellikleri elde edebilir içinizde sevgi olmaz ise yol size güzelliklerini göstermez şairim biz bakışı sahte olan insanlardan koruyalım kendimizi Türk dünyasının ve orta Asyanın en önemli ülkesi olan özbekistan Semerkant Buhara doğal tarihi ve ilim sahibi insanların sahici bakışları ve can diyen yürekten gelen iç sesleri ile karşılıyor bizleri ne kadar yılanlarca ısırılmış olsakta biz iyiliklerimizi sadece Cenabı hak için yapalım sahici bir insan olabilmek mükemmellikten kıymetlidir peki sahi ve sahici insanları ile bilinen Özbekistanda bizleri ne bekliyor geçmişin ihtişamı ve Timur imparatorluğundan kalan bir türk tarihi ve atalarımızın o kusurlarımızı düzeltmeye faydalı olan iç sesleri evet atalarımızda mükemmel değildi ama inşa imar ve ıslah için çalıştılar özbekistan bugün unesco dünya miras listesinde yer alan Aral gölü vede kızılkum çölü ile komşu bir bölge peki yeniden sevip keşfetmeye hazırmıyız Bosna hersek ve srebenitsa şehitleri Günah bu gözle görülecek olursa, mukavemeti nefse acı gelen bir şey olmaktan çıkar ve onları tek tek bilmek düşman ordusunu unsur unsur tanımak gibi zevkli bir anlayışa döner… Vakur Çayseven Vakur Çayseven· Akademya Dergisi - Sayı 2 1000k ailesinin saygıdeğer okuycuları sabah el hayr gününüz hayırlı mübarek olsun kıymetli
Duygu ve Düşünce
Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?
🔥Bir zamanlar halka güç veren karşı kültür idealistleriydiler. Bugün ise açgözlü tekelciler haline geldiler. Devlet tarafından herhangi bir şekilde dizginlenmektense demokrasimizi yok etmeyi tercih edecek durumdalar. Ve durdurulmaları gerekiyor. I. Şu Deccal Saçmalığı Amerikan teknokrasisinin yükselişini yirmi ikinci yüzyılda inceleyecek tarihçiler, bu dönüşümün zirvesini Peter Thiel’in Eylül ve Ekim 2025’te San Francisco’daki Commonwealth Club’da verdiği dört konferansta bulabilir. Thiel’in serveti 29 milyar dolar. Kendisi veri madenciliği devi Palantir’in yönetim kurulu başkanı ve PayPal’ın kurucularından biri. Bu tarihçiler, Amerikan teknokrasisinin garajlarda tuhaf icatlarla uğraşan, Whole Earth Catalog okuyan neşeli tiplerden Philip K. Dick kehanetlerini hayata geçiren karanlık oligarklara dönüşümünü izlerken, o dört konferansa özel bir yer verebilir. Konferansların konusu Deccal’di. Thiel şöyle açıklıyordu: “On yedinci, on sekizinci yüzyılda Deccal, bir Dr. Strangelove olurdu; bu türden kötü, çılgın bilim yapan bir bilim insanı.” Thiel konuşurken dışarıda onlarca protestocu yürüyordu. Bazıları şeytan kostümü giymişti. Ellerindeki pankartlarda “Son Yakın / Palantir Yoldur / Thiel Yolu Gösteriyor” gibi ifadeler yazıyordu. Thiel devam etti: “Yirmi birinci yüzyılda Deccal, bütün bilimi durdurmak isteyen bir Luddit’tir. Greta ya da Eliezer gibi biridir.” Greta, İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’di. Eliezer ise Berkeley merkezli yapay zekâ eleştirmeni Eliezer Yudkowsky’ydi. __Sınıf savaşı bundan daha zıvanadan çıkmış hale pek gelemez. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin, ekonomik çıkarını nadiren dinî bir zorunluluk olarak çerçeveler. Ama Silikon Vadisi daha masum günlerinde bile büyüklenmeye yatkındı. Yalnızca yeni bir
Makale|Yazı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“(…)ne kötülükleri ortadan kaldırmak mümkündür Theodoros -çünkü iyinin karşısında daima bir şey olması zorunludur- ne de onların tanrılarda bulunması. Kötü şeyler, bir zorunluluk olarak, ölümlü doğayı ve bu dünyayı çevrelemiştir. İşte bu nedenle, buradan oraya elden geldiğince çabuk kaçmak gerek. Bu kaçıştan kasıt, tanrılarla olabildiğince benzeşmektir. Onlarla benzeşmekse, aklıbaşındalıkla birlikte adil ve dindar olmaktır. Fakat doğrusu, ey iyilerin iyisi, çoğu kimsenin söylediğine bakılırsa, erdemi gözetmenin ve erdemsizlikten kaçmanın, birinin yapılırken ötekinin yapılmamasının asıl amacı, kötü değil de iyi bilinmekmiş; insanları böyle olmadığına inandırmaksa hiç kolay değil. Oysa bana göre bunlar, hani derler ya, kocakarı lakırdısı olmaktan öteye gitmiyor. Hakikati şu şekilde söyleyelim: Tanrı hiçbir yerde ve hiçbir şekilde adaletsiz değildir, aksine o en adaletlidir ve hiçbirimiz de bu en adaletli olmak konusunda onun benzeri olamayız. Kişinin gerçek ustalığı, değersizliği ya da korkaklığı burada ortaya çıkar. Çünkü insanın bilmesi bilgelik ve gerçek erdem, bilmemesi ise bilgisizlik ve apaçık kötülüktür. Ustalık ve bilgelik olduğu düşünülen diğer her şey, devlet egemenliğinde bayağılık, sanatlarda ise yapaylık olarak kendini gösterir. Bu nedenle, sözleri ve eylemlerinde adaletsiz ve dine aykırı olan birine yapabilecek en iyi şey, ona hiçbir zaman düzenbazlıkta usta olduğunu söylememektir. Çünkü bu türden bir kınama onu onurlandırır. Bunu duyunca işe yaramaz biri olmadığı zannına kapılır; toprağın taşıdığı bir yük değil de, devleti kurtarması için ihtiyaç duyulan biri olduğunu düşünmeye başlar. Bu nedenle onlara hakikati, yani hiç de düşündükleri gibi değil, bunun tam tersi olduklarını söylemek gerekir; çünkü her şeyden önce bilmeleri gereken şeyi, adaletsizliğin
Yeni Bir “Diriliş” Mümkün mü?
💼Bütün dünyanın “uygarlık krizi” yaşadığı bir dönemde, insanlık “yeni bir yol” arayışıyla karşı karşıyadır. Sezai Karakoç’a göre bu yeni yolun mimarı “diriliş insanı” ve ondan peyda olacak nesil “diriliş nesli”, o eşsiz neslin kuracağı toplum “diriliş toplumu” ve ortaya koyacağı uygarlık da “diriliş uygarlığı” olacaktır. Türkiye’de İslami oluşum, yapılanma ve hareketlerin fikir cephesi daha çok edebiyat üzerinden yürümüştür. Değişik mecralarda yayımlanan yazılar, yazılan şiirler, basılan kitaplar, çıkan dergi ve gazeteler bir tohumlama vazifesi görmüş ve yeni kuşakların filizlenmemesine katkı sağlamıştır. Daha çok da çıkarılan dergiler bir dönem “Ocak” vazifesi görmüştür. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su, Nurettin Topçu’nun Hareket’i, Sezai Karakoç’un Diriliş’i, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı bu dergilerin bir kısmıdır. Öyle ki bazı oluşum ve hareketler bu isim ve dergilerle anılır olmuşlardır. Bu çerçevede zaman zaman yurdun değişik yerlerinde verilen konferans ve buluşmalar ise gençlerin bilinçlenmesine katkı sağlamıştır. 1970-1980’li yıllarda bu isim ve dergiler çevresinde kartopu gibi gelişip boy atan akımlar, oluşumlar, hareketler ve yer yer siyasi yapılanmalar 2000’li yıllara gelindiğinde artık toplumun, devletin beslenme damarları haline gelmişlerdir. __Geriye dönüp baktığımızda ise bu edebi ve fikri yayınların-oluşumların ekseriyetle kendi döneminin koşullarına göre bir gelişim gösterdiklerini görürüz. Bu nedenle söz konusu şahıs, yayın ve fikirleri değerlendirirken kendi dönemlerinin iklimini göz ardı etmemek gerekir. Bu tür yazar, şair, edebiyatçı ve fikir insanlarının ortak yönü; edebiyat, şiir ve sanatlarını yaşadıkları dönemin ihtiyaçlarına göre kullanmış olmalarıdır. Yine bu şahsiyetlerin hepsinde bir dert, dava bilinci vardır ve insanlık adına
Makale|Yazı
HİTİT GÜNEŞİ nedir? ne değildir? Ankara’da Sağlık Bakanlığı’nın karşısına, Sıhhiye Alanı’na zamanın belediye başkanı Vedat Dalokay tarafından dikilen ve “Hitit Güneşi” adı ile sunulan anıt, hiçbir Hitit yapıtına dayanmamakta, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin zengin kültür hazineleri arasında yer alan HATTİ UYGARLIĞI ’nın en değerli buluntularından sayılan bir mezar hediyesinden esinlenerek hazırlanmıştır ( Sedat Alp, Hitit Güneşi, 3.basım, Tubitak Yayınları, 2002, s.3 ). Ord.Prof. Ekrem AKURGAL, Anadolu Kültür Tarihi kitabı ( Tübitak Yayını, 1997 ) s.28’nde " 1935 yılında başlatılan Alaca kazılarında elde edilen sanat eserleri, Schiliemann'ın Troia'da bulduğu altın kapları nicelik ve nitelik bakımından gölgede bıraktı ve böylece Orta Tunç Çağı Anadolu'sunu dünya arkeoloji literatüründe ön sıraya geçirdi." demektedir. HATTİ UYGARLIĞI ( MÖ 2500-2000 / 1700 ) Anadolu Yarımadası’nın bugün için bilinen en eski adı “Hatti Ülkesi” idi. İlk defa Mezopotamya yazılı kaynaklarında Akkad sülalesi döneminde ( MÖ 2350- 2150 ) kullanılan bu adlandırma, MÖ 7.yy Assur yıllıklarında görüldüğü üzere, 630 tarihlerine değin süregelmiştir. Anadolu, en aşağı 1500 yıl boyunca Hatti ülkesi olarak tanınmıştır. MÖ 2200 tarihlerinden itibaren Anadolu’yu istila eden Hind-Avrupalı Hititler bile yeni yurtlarından söz ederken Hatti Ülkesi deyimini kullanmışlardır. Hattuşa ( Boğazköy ) tabletlerini ilk okuyan filologlar hep bu tabire rastladıkları için, bambaşka bir dil konuşan bu yeni kavme de Hatti adını taktılar. Daha sonra bu tabletlerden öğrenildiğine göre söz konusu Hind-Avrupalı bu kavim kendilerini Nesice konuşan NESİLİLER olarak tanımlıyorlardı. Hitit biçimindeki adlandırma Eskiçağ tarihi çevrelerinde yayıldığı için değiştirilmesi güç olurdu. Kendilerini
Etiler
Çivi Yazılı Kaynaklara Göre TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR Üzerinde Yeni Araştırmalar Dr. MUSTAFA SELÇUK AR Türkçe-Etice-Hurrice arasında mevcut olduğunu gördüğüm bağların ve bu bağları ihtiva eden kaynakların bir kısmını anmış ve. ileri attığım fikirlerimi bundan sonra yapılacak tetkiklerle elde edilecek vesikaların kuvvetlendireceğini belirtmiştim. Bu arada bugün elimizde bulunan ve Boğazköyde elde edilmiş olan çivi yazılı tabletlerin büyük bir kısmının üzerine, yazılmış olan yazıtlarda kullanılmış olan dilin Eti devleti zamanında bir yazı dili olarak kullanılmış olduğunu ve Eti devletinin asıl konuşma, dilinin bu yazı dili üzerine tesir yaparak izler bırakmış olduğunu söylemiş, bu konuşma dilinin yazı dili üzerindeki izlerini nelerin teşkil ettiğini de izah etmiştim. Şimdi gerek bu noktaların ve gerekse Türkçe ile "Hurrice arasındaki bağların izahlarını daha, ziyade kuvvetlendirecek olan ve yeni araştırmalarımda elde ettiğim neticeleri burada ele almak istiyorum. Bundan sonraki, araştırmalarımda da fikrimi teyit eden misal ve delilleri buldukça onları da yavaş yavaş yayınlamak emelindeyim. a) Mevcut vesikalara göre Eti devletinin konuşma dilinin Türkçe olduğunu ve bu konuşma dilinin Eti hakanlarının icraatlarını yazdırmak için kullanmış oldukları yazı dili üzerine tesir ederek izler bıraktığını kabul ediyoruz. Bu izlerden biri, isimlerin "-in„ hallerinin teşkilinde kendini göstermektedir. Nasıl ki,.bugünkü Türkçemizde, isimlerin "-in„ hallerini teşkil etmek için kullandığımız ismin sonuna bîr "-in„ eki getirmekte isek aynı hali Etilerin yazı dillerinde teşkil etmek için de gene o ismin sonuna ''-an;, ekinin getirilmekte olduğunu görmekteyiz. Türkçemizdeki bu ''-in„ eki isimlerin gerek çoğul gerekse tekil hallerinde daima aynı kalır, hiç değişmez. Aynı