“İnsan, doğduğu evin duvarlarına sinmiş sesleri ömrü boyunca yanında taşır.”
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını yavaşça kapatır ve bir süre olduğunuz yerde kalırsınız ya...Çember Apartmanı tam olarak öyle bir etki bıraktı bende. Okurken kendimi Tarlabaşı’nın o yüksek tavanlı, hafif rutubet ve yaşanmışlık kokan koridorlarında dolaşırken buldum, 75 yaşındaki Periklis’in anılarına misafir oldum. Periklis anlattıkça; 6-7 Eylül’ün cam kırıklarını kalbimde hissettim, 1964 sürgünüyle gidenlerin arkasından ben de el salladım. Ve tam da pandeminin o kapanmış, dış dünyanın durduğu,herkesin evine çekilmek zorunda kaldığı,sevdiklerimize veda ettiğimiz o zamanları sanki yeniden yaşadım.Periklis genç komşusu daha doğrusu aşık olduğu kadına;Leyla’ya yazdığı mektuplarda aslında sadece hayatını değil;geçmişe tutunma çabasını,eski İstanbul’a duyduğu özlemi,tarihi,insanların sırf farklı milletten diye verdikleri zararı,incinmeleri,hatırlanma ve anlaşılma ihtiyacını da anlatıyordu.Kitap bir yandan buram buram tarih kokuyor,bir yandan da çok güzel bir aşkı anlatıyor.İnsan işte hem bir gelecek için çok sabırsız,hem de geçmişle hep bir bağ kurma peşinde..Eski İstanbul’u özleyenler,ya da geçmişe özlem duyanlar,hatırlamanın-anlaşılmanın ya da eski dostlukların özlemini çekenler için harika bir okuma önerisi olacaktır.Ben kitabı gerçekten çok sevdim;2 günde bitirecek kadar çok..En son ne zaman böylesine akıcı bir kitap okudum bilmiyorum ama Defne Suman yapmış yine yapacağını…Son olarak kendi içinizdeki sessizliğe son vermek istiyorsanız bu kitabı okumanın tam zamanı..Herkese keyifli okumalar diliyorum,kitapla kalın..