Tarık şahman

Tarık şahman
@tarik82
Mesleğinin ve görevinin verdiği sorumlulukların bilincinde olan, aynı anda okumaya ve yazmaya çalışan, iki kitabı yayımlanmış, halen üçüncü kitap çalışması üzerine kafa yoran kitapsever.
uzman jandarma
üniversite
Hakkari
Nevşehir
34 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
6 Kasım'da Atatürk, yataktan son olarak kalktı. Afet Hanım'la yanında hizmet edenler onun ayağa kalkmasına yardım ettiler. Omuzları incelmiş, kemikleri fırlamıştı. Yalnız elleri o güzel biçimini kaybetmemişti. Hepsine teker teker elini uzattı, onlar da bunu bir daha yapamayacaklarını iyi bilerek, bu eli öptüler. Ertesi gün doktorlar, bir ponksiyon daha yaptılar ve yine çok miktarda su aldılar. Bundan sonra cani enginar istedi. İstanbul'da bu mevsimde enginar bulunmadığı için Hatay'dan ısmarladılar. Ancak enginar gelince Atatürk'e yemek kısmet olmadı. Aradan çok geçmeden, şiddetli bir nöbetten sonra, "Allahaısmarladık," diye mırıldandı. Son komaya girdi. Görünüşe bakılırsa sakin ve rahattı. Ertesi gün gece yarısına doğru, kriz en yüksek noktasına varmıştı. Artık son anlarını yaşadığı belli oluyordu. Doktorlardan biri ağlıyor, öteki ikisi ayaklarını ovuyorlardı. Hasan Rıza, Kılıç Ali ve İsmail Hakkı, asker gibi yatağın ayakucunda hazır ol vaziyetinde duruyorlardı. Hasan Rıza, Kılıç Ali'ye, "Bak," dedi. "Bir tarih parçası ölüyor." Yüzün- de hiç renk kalmamıştı. 10 Kasım 1938 sabahı, saat dokuzu biraz geçe, gözlerini açtı. Bu gözler, bir an için yine her zamanki mavi ışığıyla, kendini bilmeden, çevresindekilere doğru parıldadı, sonra kapandı. Başı yastığın üzerine düştü. Kemal Atatürk, ölmüştü. İstanbul neye uğradığını anlamamış gibi acı bir ses- sizliğe gömülmüştü. Çocuklar başlarındaki fiyonkları, kurdeleleri çıkardılar. Sokaklarda kadınlar ağlaşıyor, Ata'nın siyah tüllere bürünmüş resimleri önünde dua ediyorlardı. Naaşı tahnit edilerek, merasimle Dolmabahçe Sarayı'ndaki muayede salonunun, avizeleri söndürülmüş yaldızlı kubbesi altına konuldu. Abanoz ağacından yapılmış tabutu, Türk bayrağına sarılmıştı. Tabutu, altı meşale aydınlatıyor, kara, deniz, hava kuvvetlerinden
Sayfa 706·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Cumhuriyet'in on beşinci yıldönümü günü geldi. Kuleli Askeri Lisesi'nden bir grup öğrenci, vapurla Dolmabahçe Sarayı'nın önünden geçiyorlardı. Hep bir ağızdan, "Ata'mızı görmek istiyoruz!" diye bağırmaya başladılar. Atatürk, seslerini duyunca, yanındakilerin kendisini tutmak için uğraşmalarına rağmen, pencereye gitmekte ısrar etti. Bir iskemleye oturttular. Dışarıya, öğrencilere baktı. Gençler onu görünce, sevinçle haykırmaya başladılar. Bazıları üniformalarıyla suya atlayıp onu daha yakından görmek için saraya doğru yüzdüler. O gece bütün şehir ışıklarla donatıldı.
Sayfa 704·Kitabı okudu
Bu yüksek tavanlı bir odaydı. Ceviz ağacından oymalı ve Fransız stilinde eşyalarla döşenmişti. Üçpenceresi vardı. Pencereler, ince işlemeli kumaş perdelerle örtülmüştü. Yerin döşemesi parkeydi, tavanda kristal bir avize odayı aydınlatıyordu. Atatürk, cibinlikli yatağa yatın ca rahat bir nefes aldı ve, "Aman ne güzel," dedi. "Bu oda gerçekten yattan daha serinmiş." Ancak, sarayın yat kadar sıcaktı; her gün itfaiyeler gelip odasının dış duvar- larını suluyorlardı. Atatürk, çoğu kez içini çekerek, duvarda asılı bir dağ resmine bakıyordu. Tabloda, ön planda çiçek açmış meyve ağaçları, arkada da yeşil bir orman görünü- yordu. Suyun ve gazın basıncıyla acıları, dayanılamayacak kadar çoğalmıştı. Karnı boyuna şişiyor, yatmakta zorluk çe- kiyor, güçlükle nefes alıyordu. Yüzü kireç gibi beyazlaşmış, gözleri büyümüştü sanki. Doktorlardan suyu almalarını rica etti. Ama, onlar, bu işlemi, elden geldiği kadar ertelemek istiyorlardı. Atatürk, ameliyatın tehlikeli olduğunu anladığı için, vasiyetini yazdırmak üzere sekreteri Hasan Rıza'yı çağırttı. İlkönce dünya durumundan söz ettiler. Atatürk, Hasan R1- za'nın kendisine özetini okuduğu haberleri, ilgi ile dinledi. Bunlar, düşüncesinin doğru olduğunu ortaya koyuyordu. Sa- vaş bu yıl olmayacaktı. Ne Almanlar, ne de İtalyanlar henüz hazırdılar. Savaş ya 1939'da ya da 1940'ta patlak verecekti. Atatürk, arkadan, biraz heyecanlanmış görünerek Hasan Rıza'ya elini uzattı ve yatağın içine bağdaş kurarak oturdu. Yüksek pencerelerden Boğaz'ın Anadolu kıyısına doğru bakarak, ona nesi varsa bir listesini çıkarmasını söyledi. Makinede bir vasiyetname taslağı hazırlandı. Atatürk bunu, kendi elyazısıyla, ayrıntılar ve cümleler üzerinde ufak tefek değişiklikler yaparak kopya etti.
Sayfa 701·Kitabı okudu
“Memleketin içinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunabilir. Hatta bu iktidar sahipleri menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”
Sayfa 692 - Mustafa Kemal Atatürk·Kitabı okudu
(1) Öte yandan, dile rasgele birtakım gereksiz yabancı sözcükler sokuldu: "Enternasyonal, ganyan, konkuripik, enformasyon," gibi. Bununla birlikte, ifade şekli öylesine sadeleşmişti ki, eski Osmanlı memurunun, "Zatıâlileri tarafından lütuf buyurulan tekâlif üzerinde imal-i fikreylemek bendeniz için şerefbahş olmuştur," diye uzattığı cümleyi, Cumhuriyet devrindeki memur, "Teklifiniz düşünüldü," diye toparlayabiliyordu (G. L. Lewis, Turkey).
Sayfa 662·Kitabı okudu