Tarık şahman

Tarık şahman
@tarik82
Mesleğinin ve görevinin verdiği sorumlulukların bilincinde olan, aynı anda okumaya ve yazmaya çalışan, iki kitabı yayımlanmış, halen üçüncü kitap çalışması üzerine kafa yoran kitapsever.
uzman jandarma
üniversite
Hakkari
Nevşehir
34 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
"Zavallı annem vücudunu, bütün millet için amaç olan İzmir'in kutsal topraklarına bırakmış bulunuyor. Burada yatan annem, zulmün, baskının ve bütün milleti felaket uçurumuna götüren keyfi bir yönetimin kurbanı olmuştur. Mütareke zamanında Anadolu'ya geçtiğim vakit, annemi ıstıraplı bir halde İstanbul'da bırakmak zorunda kalmıştım. Yanımda kendisinin beraberime verdiği biri vardı. Onu Erzurum'dan İstanbul'a gönderdiğim zaman, annem bu adamın yalnız olarak geldiğini öğrenince, benim için halife ve padişah tarafından verilmiş olan idam kararının yerine getirildiğini sanmış ve kendisine inme inmiş. Annem, üç buçuk yıl, bütün gece ve gündüzleri gözyaşları içinde geçirdi. Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi. En sonra pek yakın zamanlarda onu İstanbul'dan kurtarabildim, ona kavuşabildim ki, o artık manen ölmüş, yalnız maddeten yaşıyordu. Annemin kaybına şüphesiz çok üzülüyorum. Fakat bu üzüntümü gideren ve beni avutan bir nokta vardır ki, o da anamız vatanı mahveden, çökerten yönetimin artık bir daha geri gelmemek üzere yok edilmiş olmasıdır. Annemin mezarı önünde ve Tanrı'nın huzurunda ant içiyorum, milletin bu kadar kan dökerek kazanmış olduğu egemenliğin korunması ve savunması için gerekirse annemin yanına gitmekten asla çekinmeyeceğim."
Sayfa 527 - Mustafa Kemal Atatürk·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.

Tarık şahman

, bir kitap okudu
6/10
·64 syf.·
Beğendi
·
5 saatte okudu
·
2023 23. kitabı

Tarık şahman

, bir kitap okudu
10/10
·536 syf.·
Beğendi
·
10 günde okudu
·
2023 22. kitabı
Lord Kinross
9.2/10 · 2.468 okunma
"Geçmişte her şeyi hoş görenler, yanlışları yapanlar biz olmadığımız halde, aslında yüzyılların birikmiş hesaplarının bizden sorulmaması gerekirken, bu konuda da dünya ile karşı karşıya gelmek bize düşmüştü. Millet ve memleketi gerçek bağımsızlık ve egemenliğine kavuşturmak için bu güçlük ve fedakârlıklara katlanmak bizim üzerimize yüklenmişti. Ben, olumlu sonuç alacağımıza kesin olarak güveniyordum. Türk milletinin varlığı için, bağımsızlığı için, egemenliği için ne olursa olsun elde etmeye mecbur olduğumuz esasların, dünyaca tasdik olunacağına da asla şüphe etmiyordum... Konferans masasında istediğimiz, zaten elde edilmiş olan bu hususların usulen açıklanıp onaylanmasından başka bir şey değildi... En büyük kuvvetimiz, en güvenilir dayanağımız, milli egemenliğimizi kazanmış ve onu bilfiil halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi fiilen ispatlamış olduğumuzdu."
Sayfa 526 - Mustafa Kemal Atatürk·Kitabı okudu
Gerçektende bu iş, kimse karışmadan ve görünüşe göre Türklerden habersiz olup bitmişti. Refet Paşa, padişahın kaçışının yakın olduğunu sezinlemişti. Babıâli'deki yatağında, ajanı deniz yaverinin raporunu beklerken; gözüne uyku girmemişti. Güneş doğduktan biraz sonra yaver, telaş içinde, saçı başı karışık, ayaklarında terlikler, odadan içeri daldı. "Sultan kaçtı," diye haber verdi. Köşkün pence- resinden, onun İngiliz askerleri eşliğinde bir cankurtarana bindiğini görmüştü. Daha önce bunu belli eden hiçbir belirti olmamıştı. Vahdettin, Merasim Köşkü'nde gecelemekle uyguladığı hilenin başarıya ulaşmasını sağlamıştı. Yaver, suçluluk ve korku nöbeti içinde saraydan dışarı fırlamış, ayağında terliklerle bir buçuk kilometre koşmuş; sonra bir araba bularak, geri kalan dört kilometrelik yolu, yağmur ve çamurun izin verdiği kadar hızla alarak Babıâli'ye gelmişti. Şimdi kendisi ne olacaktı? Verilen görevi yapamamıştı. Sinir bunalımı içerisinde Refet Paşa'nın insafına sığınıyordu. Refet Paşa, omzunu okşayarak onu yatıştırdı: “Haydi git uyu, ben de uyuyacağım." Yatmadan önce Gazi'ye bir telgraf çekerek, Vahdettin'in gittiğini bildirdi. Birkaç saat sonra uyandığı vakit, gelen cevabı verdiler. Sultanın kaçı- şından kimin sorumlu olduğu soruluyordu. Elinden gelse, "Ben!" diyecekti. Bunun yerine, "Hiç kimse," diye cevap verdi. Bu, iyi bir çözüm olmuştu. Milliyetçiler, padişahı tutuklayıp sürgüne göndermek gibi çirkin bir durumdan kurtulmuşlardı. Kendi isteği ve kâfirlerin yardımıyla kaçmış, haksızlığa uğramış biri gibi görünecek yerde, bütün İslam âleminin hakaretine uğramak durumuna düşmüştü. Refet Paşa bundan sonra, aldığı talimat üzerine, sultanın amcazadesi Veliaht Abdülmecit Efendi'yi ziyaret ederek, Büyük Millet Meclisi'nin koşullarına uygun halifeliği kabul etmesini diledi.
Sayfa 506·Kitabı okudu