Tarık şahman

Tarık şahman
@tarik82
Mesleğinin ve görevinin verdiği sorumlulukların bilincinde olan, aynı anda okumaya ve yazmaya çalışan, iki kitabı yayımlanmış, halen üçüncü kitap çalışması üzerine kafa yoran kitapsever.
uzman jandarma
üniversite
Hakkari
Nevşehir
34 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Sonradan onunla gazeteci sıfatıyla konuşmaya gelen Ruşen Eşref'e savaş sırasında bir ara ancak on metre kadar ötede olan düşman hattından açılan ateşle, ilk siperdeki bütün Türk askerlerinin nasıl biçildiğini anlattı. İkinci siper- deki erler hemen onların yerlerini almışlardı. Kendilerinin de öleceklerini biliyor, ama yılmıyorlardı. Okuma bilenler ellerinde Kuran'lar, bilmeyenler dudaklarında Tanrı'nın adı olduğu halde öldüler. Hepsi de cennete gideceklerine güveniyorlardı. Mustafa Kemal ise Türk askerlerinin bu ruh gücü sayesinde zafere erişeceğine inanıyordu.
Sayfa 125·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Burada benimle beraber dövüşen her asker bilmelidir ki, tek bir adım dahi gerilememek namus borcudur. Hepinize şunu hatırlatırım ki, siz şimdi dinlenmek isterseniz yurdumuz hiçbir zaman huzura kavuşamaz. Bütün silah arkadaşlarımızın bu düşüncede olduğuna ve düşmanı denize dökünceye kadar yorgunluk belirtisi göstermeyeceğine inanıyorum."
Sayfa 124 - Mustafa Kemal ATATÜRK·Kitabı okudu
Tepeye yaklaştıkları sırada, sırttan aşağı koşarak inen tam ricat halinde bir bölük askerle karşılaştılar. Bu, düşman çıkarmasını gözetlemek için gönderilmiş ileri karakol birliğiydi ve üç saattir düşmana karşı koymakta olan tek kuvvetti. Mustafa Kemal onları durdurarak, "Ne oluyor?" diyesordu. "Neden kaçıyorsunuz?" "Geliyorlar! Geliyorlar!" cevabını aldı. "Kim geliyor?" "Düşman geliyor efendim. İngiliz, İngiliz." Askerler, yamacın altında fundalık bir arazi parçasını gösterdiler. Bir dizi Avustralyalı burada serbestçe ilerliyor- du. Mustafa Kemal'e, dinlensinler diye geride bırakmış olduğu kendi askerlerinden daha yakındılar. O anda, sonradan söylediği gibi "belki mantıkla, belki de içgüdüsüyle", ricat eden askerlere, "Düşmandan kaçılmaz!" dedi. Erler, "Cephanemiz kalmadı," diye itiraz ettiler. Mustafa Kemal, "Süngüleriniz var ya!" dedi. Süngü takıp yere yatmalarını emretti. Geriye bir subay göndererek kendi piyade erleriyle, mümkün olduğu kadar çok sayıda dağ topçusunun son hızla gelmesini söyledi. Arkadan, kendi anlattığı gibi, "Bizimkiler yere yatınca düşman da yere yattı. Böylece bir anlık bir zaman kazanmış olduk." Bu bir anlık zamanda Anzakların geçirdikleri duraksama belki de yarımadanın kaderini tayin etti. Onların bu duraksaması sırasında 57. Alay yaklaşmaktaydı. Mustafa Kemal alayı doğruca savaşa sürdü. Kendisi atıyla en önde gidiyor ve askerleri sarsılmaz bir enerjiyle sırtın yukarısına gönderiyordu. Dağ bataryalarını sırta yerleştirirken topların yerlerine konmasına yardım etti. Harekâtı, kendi güvenliğine hiç önem vermeden, ufuk çizgisinin üstünde yönetiyordu. Verdiği bir günlük emirde, "Size ben taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum... Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir..." diyordu. Gerçekten
Sayfa 120·Kitabı okudu
Bir gün Fethi, evinde Mustafa Kemal'le birlikte otururken Talat'ın geldiğini bildirdiler. Talat, Fethi'yi bir başka odaya aldı ve ona Sofya elçiliğini teklif etti. Fethi de bu görevi kabul etmenin, akıllıca bir hareket olacağını anlamıştı. Çok geçmeden Cemal de Mustafa Kemal'i çağırttı ve ona da bütün Balkan ülkeleri nezdinde ataşemiliterlik göreviyle Sofya'ya gitmeyi önerdi. Mustafa Kemal, önce buna şiddetle karşı koydu. Ama içindeki bütün kırgınlığa rağmen, bu görevi kabul etmekten başka çaresi olmadığını biliyordu. 1905'te, Harbiye'den çıktığı zaman Şam'a gönderilişi gibi, bu da, gerek kendisi, gerek Fethi için bir sürgün cezasından başka bir şey değildi. Ancak, Mustafa Kemal'in hayatı, belki de bu sürgün yüzünden kurtulmuş oldu. Çünkü parti ile arasında çıkan ilk anlaşmazlık sırasında olduğu gibi, komitacılar, yine canına kıymaya hazırlanıyorlardı. Üzerlerine aldıkları cinayet görevini, belki bu sefer başarıyla yerine getirebileceklerdi.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Bununla birlikte, Tobruk'u ele geçirmek olanaksızdı. Kıyı boyundaki öteki kalelerde olduğu gibi, burada da Türklerin elinden gelen tek şey, sadece İtalyanların surlardan dışarı çıkmasını önleyebilmekti. Bu savaşta Türklerin tek başarısı, İtalyanları yardımcı birlikler getirmek zorunda bırakmaları oldu ki, deniz yoluyla geldiği için bunu da önlemeye olanak yoktu. Bu savaş, böylelikle Mustafa Kemal'e sonradan Gelibolu Savaşı'nda çok işine yarayacak olan bir askerlik dersi verdi: Deniz üstünlüğünün önemini ve denizden topçu ateşiyle desteklenen bir düşmanın, karaya çıkarma yapmasını önlemenin olanaksızlığını anlamış oldu. Türk deniz kuvvetleriyse bu arada varla yok arasında bir durumdaydı. Abdülhamit sürekli olarak Haliç'te demir atmış duran donanmasının çürüyüp gitmesine bile bile göz yummuştu. Bu arada Türk silah ve donanımı, Trablus'a türlü tehlikeli yollardan sokuluyordu.
Sayfa 83·Kitabı okudu