Tarık şahman

Tarık şahman
@tarik82
Mesleğinin ve görevinin verdiği sorumlulukların bilincinde olan, aynı anda okumaya ve yazmaya çalışan, iki kitabı yayımlanmış, halen üçüncü kitap çalışması üzerine kafa yoran kitapsever.
uzman jandarma
üniversite
Hakkari
Nevşehir
34 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Türkleri ilk olarak Türk diye niteleyen yeni bir milliyetçilik kavramı doğmaktaydı. Bu zamana kadar Türk adı, Türkler arasında bile ancak Anadolu köylüsünün en aşağı tabakası için kullanılabilecek küçültücü bir sözdü. Yıllar sonra, Mustafa Kemal'in bir vecize olarak ortaya attığı bir yurtseverlik sözünde bile bilinçli bir kinaye vardı: "Ne mutlu Türk'üm diyene!" Ama artık Türk adı, yeni ve daha soylu bir anlam kazanmaktaydı. Taze kökler arayan Jön Türkler, ırklarının Orta Asya steplerindeki geçmişine uzanmaya başlamışlardı. Burada Türkler, Osmanlı ve Müslüman olmadan önce, yalnızca Türk olarak yaşamışlardı. Yeni bir geleceğin kurulması için gerekli olan ortak sosyal ve kültürel kökler herhalde burada bulunabilirdi.
Sayfa 77·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Durumu dikkatle tarttıktan sonra, hayati önemi olan bir geçidi ele geçirmek amacıyla bir tabiye planı çizdi. Şevket Paşa bunu kabul etti. Plan o kadar başarılı oldu ki, geçit, Mustafa Kemal'in sonradan övünerek söylediği gibi "tek Türk askerinin burnu bile kanamadan" zapt edildi. Böylece isyan bastırılmış ve Mustafa Kemal'in şöhreti yine parlamıştı. Ama, bu ona terfi sağlayacak yerde, ancak onu çekemeyenlerin kıskançlığını artırdı. Osmanlı ordusunun gizli kırtasiyecilik sisteminde kişisel düşmanlıklar büyük rol oynardı. Mustafa Kemal yine kolağası olarak kaldı.
Sayfa 71·Kitabı okudu
Parti üyelerinden biri Mustafa Kemal’i ortadan kaldırmakla görevlendirildi ve sözde, onun kongrede ortaya attığı sorunu konuşmak üzere bürosuna geldi. Mustafa Kemal onun davranışlarından kuşkulanmıştı; bir yandan hiçbir şey etmeksizin konuşurken, öte yandan yazı masasının çekmecesinden bir tabanca çıkararak önüne koydu. Sonra genç subayın sorduğu soruları yine hiç istifini bozmadan cevaplandırdı. Mustafa Kemal'in güçlü konuşmasıyla, tabancanın gücü bir araya gelince genç adam dayanamayarak onu öldürmek üzere geldiğini, ama şimdi düşüncesini değiştirmiş olduğunu açıkladı. Mustafa Kemal, bundan ve daha sonra ona karşı girişilen iki öldürme teşebbüsünden söz ederken, "Ben kendi kendimin koruyucusuyum," diye övünürdü. İkinci sefer, ona koruyuculuk eden, aslında, onu öldürmekle görevlendirilmiş biri oldu. Bu, eskiden Fırka için birkaç kez buna benzer işleri görmüş olan, ama her nasılsa Mustafa Kemal'e karşı büyük saygı besleyen Yakup Cemil adında biriydi. Yakup Cemil, bu seferki görevini yalnızca reddetmekle kalmayıp, gizlice Kemal'i uyardı. O da geceleyin sokağa çıktığı zaman, çok daha dikkatli davranmaya başladı. Bir gece, arkasından birinin geldiğini sezerek, hemen bir kapı aralığına sokuldu ve sırtını duvara dayayarak elinde tabanca, adamın saldırısını bekledi. Ama, Enver'in akrabalarından biri olduğunu anladığı adam, onu görmemiş gibi yaparak, önünden geçip gitti. Mustafa Kemal de ona ilişmedi.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Bunun dışında her şey karanlık içinde ve hava, gericilik, baskı ve derinden derine ikiyüzlülükle doluydu. Mustafa Kemal, milletinin gerçek düşmanının, sadece yabancılar olmadığını artık anlıyordu. Türklerin, bütün saldırganlıklarına rağmen, yabancılardan öğrenecekleri bir şeyler vardı. Gerçek düşman kendi aralarındaydı: Onları, başka milletlerin yürüdüğü ışıklı yoldan alıkoyan, gelişmeleri önleyen, baskı altında tutan softalık ve yobazlık, Mustafa Kemal'in görüşüne göre Osmanlı İmparatorluğu, Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları, Müslümanların ise cehennem azabı çekmeye zorlandıkları bir yerdi.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Dürzi köylerinden yağma edilen ganimetlerin bölüşülmesine sıra gelince, yaşlı subaylar, Mustafa Kemal'le Müfit'e de pay ayırdılar. Müfit'in tereddüt ettiğini görerek ona döndü ve sordu: “Sen bugünün adamı mı olmak istiyorsun, yoksa yarının adamı mı?" "Elbette ki yarının adamı." "Öyleyse sen de benim gibi bu parayı kabul etmeyeceksin.”
Sayfa 45 - Mustafa Kemal ATATÜRK·Kitabı okudu