Tarık Doğubeyazıt

Tarık Doğubeyazıt
Okumayı Öğrenmek Hayatın Başıdır Anlamak Devamıdır Kabul Etmek Yoludur Yaşamak Hayatın ta Kendisidir Hayatının 80 Yılını Bu işeversen Yinede Memnun Olduğunu Söylemezsin
Eşe itaatsizlik kadere itaatsizlik Eş de, Rabbimizin bizim için seçtiği bir yazgıydı
Reklam
Eşe itaat acaba nefsin kırılma noktası mıydı?
Ya Aşela? Ne Rabbine, ne eşine itaat etti. Birisini tanımazken, diğerini de üzdü. Sonu eşine isyanın, asiliğin, ihanetin son raddesi olan bir gecenin sonunda oldu. Sanki esfel-i safiline yuvarlandığının göstergesi olarak binlerce metre yerin altına geçirildi. Sevinç ile korkuyu aynı anda hissettim. Celalden cemale sığınarak ürperdim
Beduua kokuşmuş zehirli bir lokmadır... kim ister bu lokmayı
Koşarak kalp kapısını çaldım. Dudaklarımda biriken beddua sözcüklerini ayıpladı kalp. Unuttum sözcükleri, atıp fırlattım bir yerlere ağzımdan kokuşmuş bir lokmayı atar gibi.
Acı meydanı ile Zindancı
Kâh nefis dehlizlerinin karanlık koylarında fırtınaya tutuluyor, kâh kalbin engin ufuklarında uçuyordum. Bir nefsime koşuyordum, bir kalbime. Tıpkı Safa ve Merve arasındaki gibi. İçime hasret çöreklendiği zaman Sâre’yi düşünüyordum. Hasretten uzak, gurbetten ırak gönlü içimi kanatıyordu. O zaman nefis erlerim ayaklanıyor, Sâre’nin firak yeli değmeyen dünyasına gidiyordu. Nefsim intikam hissiyle kıpırdıyordu. Beddua oklarına tutunmak istiyordum. Ah dolu, kahır dolu, hasret ve acı dolu yüzlerce beddua sözcükleriyle onun şanslı dünyasını yıkmak istiyordum. O zaman da Allah’tan utanıyordum. Kalbim mahcubiyet hisleriyle doluyordu. O zaman nefsimden kaçıyordum. Geldiğimden daha hızlı kaçıyordum. Bu meydana bir daha düşmemek üzere, yüzlerce söz vererek kaçıyordum. Bu meydan, insanı üzme meydanıydı, anladım. Dertleri insana hissettirme alanıydı. İnsanı başkalarını bahane ettirerek acı çektirme zindanıydı. Çünkü her şeyi karanlık gösteriyordu. Hiçbir şeyin olumlu yanını göstermiyordu. Adını koydum: – Acı meydanı, üzüntüler diyarı. Nefse de bir isim verdim: – Zindancı...
Nefis
Bilir misin, dedim boyu uzun kadına. Nefis denen, insanı şeytana yaklaştıran, ona komşu eden bir yer var insanoğlunda. Bir de insanı Allah’la beraber kılan kalp denen bir yer var. İşte o nefis denen yer; şeytanın dinlenme yeri, konuşma yeridir. Şeytan nefis yerinde oturur. Eğer o nefis yerindeyse, insan sürekli konuşur, her şeye kızar. Hiç memnun olmaz. Her şeye itiraz eder. Her şeyde bir kusur, bir olumsuz hal bulur. Hiçbir şeyin güzel yüzünü göremez. Çünkü şeytanın hiçbir güzel yüzü yoktur.
Reklam