Bizler katil maymunların kana susamış askeri gazileri değiliz. Bizler, milyonlarca yıl boyunca buzul çağının en zorlu krizlerini birbirimizle savaşarak değil, tam aksine muazzam bir sosyal işbirliğiyle, yiyeceğimizi, barınağımızı, çocuk bakımımızı ve cinsel hazzımızı (S.E.Ex) kuralsızca ve cömertçe paylaşarak aşmış barışçıl bonobo maymunlarıyız. Savaş, bizim doğamızın ebedi bir karanlığı değil, sadece son on bin yıldır içine tıkıldığımız o mülkiyetçi, ataerkil ve çitlerle çevrili tarım hapishanesinin ürettiği tarihsel bir sapmadır. İnsanlığı kurtaracak olan şey, modern medeniyetin baskıcı yasaları değil; kendi prehistorik komünal barış, işbirliği ve utançtan arınmış cinsel arkadaşlık potansiyeline yeniden uyanmasıdır. Alamo’nun o kanlı militarist kalesini tamamen havaya uçurun ve daima Yucatán’ın, daima bonoboların o özgür, barışçıl ve şehvetli dünyasını hatırlayın.
Eşitlikçiliğin ve zorunlu paylaşımcılığın egemen olduğu bir dünyada, savaşın motoru olan 'ganimet, köle edinme, kadın gaspı ve şan-şöhret' gibi kavramların hiçbir maddi karşılığı yoktur. Avcı-toplayıcı bir grupta, bir başka kabilenin kadınlarını zorla kaçırıp tecavüz etmek veya erkeklerini köleleştirmek rasyonel değildir; çünkü o köleyi besleyecek artı-ürününüz (stokunuz) olmadığı gibi, zorla tutulan bir kadın da kabilenin o hassas güven ve şefkat dengesini içeriden çökertecektir. Savaş, ancak biriktirilen zenginliklerin, çalınacak sığırların, köleleştirilecek iş güçlerinin ve tebaa haline getirilecek insanların var olduğu hiyerarşik tarım imparatorluklarında anlamlı bir ekonomik faaliyete dönüşebilir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Savaşın Tarihselleştirilmesi
Medeniyet ve modern devlet aygıtı, kendi ürettiği endüstriyel katliamları, sınır savaşlarını ve emperyalist sömürgeciliği meşrulaştırmak adına "İnsan zaten doğası gereği katildir, tarih öncesinde de sürekli savaşıyordu" yalanına sığınır. Oysa paleolitik arkeolojinin ampirik verilerine bakınca savaşın insan doğasının bir parçası olmadığını, aksine Tarım Devrimi ile birlikte mülkiyetin doğuşuna paralel olarak gelişen yapay bir sapma olduğunu görüyoruz. Göçebe avcı-toplayıcı topluluklar için savaş rasyonel değildir; çünkü ne korunacak sabit bir toprak ne de biriktirilmiş bir mülk vardır.
Bizzat Mao'nun emriyle 1954'te kurulan ve Doğu Türkistan'a konuşlandırılan "Şincan Üretim ve İnşaat Birlikleri"nin yaptığı çalışmalar (Han Çinlilerinin bölgede iskânı, tarım arazilerinin ıslahı ve ekimi, mesken, hastane ve okulların kurulması vb.), İsrail'in kuruluş sürecinde "Kibbutz"ların oynadığı hayati rolle aynı. Kısaca "Bingtuan" olarak bilinen bu silahlı askeri birlikler ve kontrol ettikleri bölgeler de, tıpkı Kibbutzların zamanla kendi silahlı örgütlerini doğurarak Filistinli sivillere yönelik terör eylemlerine başlaması gibi, Doğu Türkistan'ın Uygur nüfusu için bir tehdit ve tedhiş odağına dönüşmüş. Doğu Türkistan'da bugün 12 ilçe tamamen Bingtuan'ın kontrolü altında bulunuyor.
Sayfa 67 - Ketebe Yayınları·Kitabı okuyor
Size tavsiyem. En yakın zamanda ve ilk imkân bulduğunuzda bir şeyler ekip dikebileceğiniz, kendi mahsulünüzü üretip tüketebileceğiniz ufak bir bahçe yahut tarla gibi bir sığınak edinin. Yeni çevre dostu tarım tekniklerini ve kendi başınıza hayatta kalma tekniklerini elinizden geldiğince öğrenin (bu konuda mesela Buğday Derneği'nin çok güzel çalışmaları var, takip edebilirsiniz). Ailenizin ve çoluk çocuğunuzun geleceği için bu acil eylem planını ufaktan uygulamaya başlayın. Böylece hem gündemin saçmalıklarından kurtulmuş hem de gelecekteki torunlarınızın hayır duasını alma şansını da katlamış olursunuz. Felaket senaryoları yanılıyor olsa bile, neticede siz ve torunlarınız, kendi bahçenizde yetiştirdiğiniz "organik" salatalığın yahut kabağın tadını çıkartıp yiyeceğin, marketten satın alınan paketli şeylerden öte, tabiattan emek ve zahmetle devşirilmesi gereken pek kıymetli bir rızık olduğunu daha içtenlikle takdir etmeye başlarsınız.
Kadın cinselliğini kontrol edilen bir metaya çeviren o tarihi ekonomik bağımlılık rejimi (tarım devrimi) olmasaydı, kıskançlık diye bir patoloji var olamazdı. Kıskançlık, aşkın değil, ekonomik mülkiyet koruma hırsının erotik adıdır.