arkadaşım çıkışta hamburger yiyelim dedi ablam balcan dolması yaptım dedi ama ben eve gidicem çünkü dolapta yemek de var tatlı da var evde halıya uzanıp yuvarlanmak da var efenime söylim kanepede uzanmak var belki çalışma masasında çalışırken dinlenme arasında uzanmak var yani ev varken bu insanlar nereye gidiyor
Ne güzel insanlar vardı eskiden. Acı hikâyeleri bile tatlı başlardı. Demek bunun için gittiler hikâyelerden. Özdemir Asaf
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tatlı bir yalan mı acı bir gerçek mi?
İnsanlar yalanlardan oluşur. Her olumlu eylem ve duygunun, her zaman bir tersi olduğunu gösterirler. Ama nefret ve düşmanlık gibi olumsuz duygular, yalanın olmadığı gerçeklerdir.
Duygu ve Düşünce
Bugün ilginç bir bilgiyle karşılaştım, bunun üstünde biraz muhasebe yapmak istiyorum. Öyle bir ağaç düşünün ki bir hayvanı kölesi yapıyor, düşündüğümüzde böyle bir şey mümkün mü demeden edemiyoruz. O zaman sizleri Akasya ağacıyla tanıştırayım. Doğada bitkilerin hareket kabiliyeti kısıtlı olduğundan her zaman yenilme riski altındadırlar. Akasya ağacı da otçuları uzak tutmak adına yapısında keskin dikenler ve acı bir tat geliştirmiş. Fakat bu savunma sistemi yeterli olmayınca çözümü bu sefer de karıncaları köleleştirmekte bulmuş. Peki nasıl mı? Akasya ağacı karıncalara mükemmel bir ev sunar, ağacın üzerindeki dikenler boş olduğundan karıncalar burada ev yaparlar. Ağaç bununla da yetinmez, yetişkin karıncalar için tatlı bir sıvı, yavru karıncalar içinse protein açısından zengin özel besinler üretir. Yani karıncalara hem yiyecek hem de ev sunar. Karıncalar bu kadar güzel bir evin hakkını vermek için elinden geleni yapar. Bu süreçte ağaca zarar veren hayvanları sokar, hatta güneş almasını engelleyen bitkilerin yapraklarını bile budarlar. Yani anlayacağınız Akasya ağacı torbacılığın dibini vurmuştur, kendisine bu kadar iyi bakan muhafızlarının kaçmasına asla izin vermez. Karıncalara verdiği tatlı sıvıya öyle bir enzim katar ki karıncalar başka hiçbir şekerli besini yiyemez hale gelir. Buna alışan bir karınca ağacı terk etmeye kalkışsa dahi başka yerde yiyecek bulamadığı için açlıktan ölür. Şu karıncalar da köleliğe ne meraklılarmış! Demem o ki Akasya ağacı bir nevi Haşhaşiler gibi davranmış. :D Bu olayı günlük hayatımız açısından da düşündüğümüzde aslında karıncalardan pek de bir farkımızın olmadığını göreceksiniz. Akasya ağacı da burada devlet ve üst kesim yöneticiler oluyor sayın arkadaşlar. Sözde Akasya ağacının rahatı kaçmasın diye karıncayla anlaşma yapılıyor ama
Duygu ve Düşünce
Şimdi sen gidiyorsun ya, herkes sana benzeyecek. Bahçe kapısından sızdılar, Aralık kalmış neresi varsa hayatımın Bünyede bastırılmamış ne kadar eşyam varsa orada Daha asitli bir yalnızlık için dilek tutuyorum şarkılara, Sıradaki benim şansıma diyorum, haberler başlıyor birden Benden hazin biçimde bahseden... Kumsalların istenmeyen kaç kum tanesi varsa Önde gideniyim her tazyikli alkışta. Zayi makamında bestelenmiş yazılar kaldı avluda, Gitme diye yalan bile söylerim. Yerini söylerim ne saklamışsam kal diye. Bu yazı serin tutalım diye, çıplak tenlerde gece yarısı Tatlı bir soğukluk olsun diye. Her sevişme, aramızdaki her üryan gelişme... Hem gidenedir bu şiir hem gelecek olana, O da biraz oyalanıp gider nasılsa. Hep haberler başlayacak biliyorum, Hangi şarkıyı seçsem şansıma.
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... Allah’a binlerce şükürler olsun ki şimdi, yani henüz gençken, emekli olmadan, günlük işim gücüm, koşuşturmacamın arasında gün içinde 4 vakit namazı aksatmadan kılıyorum. Allah’a binlerce şükürler olsun ki güneş doğmadan kendiliğimden uyanacağım yaşlılık zamanım gelmeden önce, henüz sabah uykusu çok tatlı ve uyanmak çok zor gelirken çalar saat ile her gün güneşten önce kalkıp sabah namazımı kılıyorum. Ve yine Allah’ıma sonsuz şükürler olsun ki manevra kabiliyetim iyice tükenip çınaraltı kahvehanesinin sandalyesinde ikindi namazını beklerken 99’luk tesbihimle zikir yapmazdan önce şimdi 33’lük tesbihimle işe giderken, gelirken, bazen işyerinde, evde kanepede uzanırken Allah’ı hatırlıyorum O’nu yüceltiyorum, tesbih ve zikrediyorum… NE MUTLU BÖYLE YAPABİLENE! *** İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. (ANKEBUT-2) Dini konularda konuşanlar, hele hele bazı kişi ve/veya cemaatlerin büyük yanlışlarına dikkat çekenler konuştukları oranda bu dinin emir ve yasaklarına uymalıdırlar da aynı zamanda. Biz de, bizim beğenip zaman zaman görüşlerinden istifade ettiğimiz hocalar da, eleştirdiğimiz cemaatlerin müntesipleri kadar namaza özen gösterip aksatmamalı, tesettüre dikkat etmeli, zinadan, içkiden vb. haramlardan kaçınmalıyız. Allah'ı zikredip yüceltmede, şükürde, sabırda en az onlar kadar gayretli olmalıyız. Hakka hukuka azami riayet etmeliyiz. (Onların bu yönlerinin kuvvetli olduğunu varsayarsak) Aksi taktirde ciddiye alınmayabiliriz. İnsan her şeyden önce kendi dini yaşantısıyla örnek olmalıdır. Tebliği de ek bir vazife olarak görmeli, yukarıda verdiğim ayeti akıldan çıkarmayarak, insanları ciddi konularda bilgilendirip hakikati gösterse de bunun kendisinden diğer