Hoştu akşamlar; akşamlarda insanları kendine çeken, dert· lerl, yorgunlukları, kasvetleri unutturan bir kuvvet, tatlı bir boş· luk vardı; akşamlar gecenin gözleri' gibiydi; her yeri görüyor, her yere uzanıyor, her yere dalıyorlardı.
Şimdi her şey akşama teslim oluyordu. Yalnız. insanlar, akşama sırtlarını çeviriyorlardı. Onlar gündi.izün ve güneşin, sı· cağın ve soğuğun, karın ve ayazın, yağmun:ıı ve rüzgarın ço cuklarıydılar. Toprağı görmek istiyor, binlerce yıldan beri bu toprağı görerek, toprağa basarak, elleriyle toprağı tutarak ya· şıyorlardı.
Toprak onları kırıp eziyor, onlara binbir türlü meşakkatler çektiriyor, onları öldürüyor, ama onlar gene de her şeyden çok, kendilerinden çok toprağı seviyorlardı. Onları bu topraktan ayı· racak hiçbir kuvvet yoktu. Bin yıllardan beri yaşayageldikleri bu toprakta yaşayacaktılar; yıpranmış, yorgun vücutlarını bu toprakların altına gömecek, ancak o zaman canlarını göğe, gö ğün süküt ve rahatına teslim edecektiler . . .