Belli bir grup var. Akışı batırıyor. Aşırı boş beleş iletiler paylaşıyor. Yok efendim en sevdiğiniz kalem, en fiyakalı pijamanız, babanız olsa ismini ne koyardınız bilmem ne bilmem ne. Tamam, kimseye lafım yok; duvarında isteyen istediğini paylaşsın beni ne ilgilendirir ki? Rahatsız oluyorsam engellerim veya sessize alırım olur biter; ancak bu arkadaşlar mevcut durumun sorumlusu kendileri değilmiş gibi bir de "Ya uygulama çorbaya döndü" "Akış rezalet gönderilerle dolu" gibi iletiler paylaşıyor. Bir arkadaş bu durumun düzeltilmesi için ileti atıyor ve ardından destek amaçlı etiket yapıyor; etiketler tamamen bu durumun sorumlularından oluşuyor. Biraz öz eleştiri arkadaşlar rica ediyorum. Milletin en sevdiği şampuanı merak edip, yatmadan önce dişlerini kaç kez fırçaladığını sorup da uygulamanın kirlendiğinden yakınmanın bir mantığı yok.
Böyle bir şey miydi aşk? Hiç bilmediğim, hiç tatmadığım o duygu; dünyanın en güçlü görünen insanını bile dizlerinin üzerine düşürebilecek kadar acımasız mıydı? Aşk insana tüm sınırlarını, erdemlerini ve kararlarını unutturabilecek kadar güçlü bir duygu muydu? Öyleyse bir insanın kendini aşkın ellerine bırakması aptallık değil miydi?
Aşk bir aşırılığın adı, bir sıra dışılığın. Fizikte sonsuzun, etikte özgürlüğün, metafizikte tanrısallığın, tıptaysa patolojinin. Bu zenginliğine karşın yine de hep iyi olanın temsilini görmemeli onda, kötücül ve sapkın yanlarını da kabul ve itiraf etmeli: En esaslı yanını, yıkıcı yanını.