Şükürlere Şifa
Uzun zamandır dinlemediğin o şarkıya denk gelmek, gökyüzüne konumlanmış yumuşak bir yastığa benzeyen o konforlu bulutun üzerine düşmek gibi. Hele bir de hafif rüzgar koyulmuşsa fona. Yanında çayın, solunda çiçeklerin, karşında astigmattan mı yoksa şenlikten mi uydurulmuş olduğu belli olmayan patlayan ışıklar. Şiirinin o bulunmayan son cümlesini bulmuş gibi hissettiriyor. Ya da sabah uyandığında o gün dünyanın en güzel günüymüş gibi hissettiren o his. Mutluluktan damlayan yaşlar, beli kırılmış kahkahalar, enine boyuna düşünülmüş korkak sevda sözcükleri, savrulan dualar. Bin tane hoşluk, yüz milyon tane mest anı. Demine bergamot katılmış saatleri güne bağlayan cümleler, aşık şairler, küskün şiirler. Yaşadığımı hissettiren her şey. Şükürlere şifa olmuş bakışlar, çocuksu sarılmalar.. Kalbine kilitlenmiş ayrılıklar. En güzel rafa koyulmuş hikayeler. Ne çok şey.. Uzaklaşınca daha çok parlayan anılar. Yakanıza çiçek olsun, mis gibi koksun bu giden aylar. Hatice Kübra Tay
Beklerken
Beklerken aylar geçti Kulağımın dibinden bir otoban dolusu gürültü geçti Bir çiçek solup renginden oldu Beklerken gün geceye döndü Mevsim aldı başını gitti rüzgarını da cebinde götürdü Beklerken ömürler tükendi Mezarlıklar doldu taştı Çayın tazeliği kaçtı Gökyüzü yıldızlarını düşürdü Yerde bulanlar üstüne basıp ışığını söndürdü Beklerken birkaç rüya gördüm Onları alıp fincanıma fallar dizdim Tutardı tutmazdı derken Beklemenin raf ömrü doldu Beklerken bayatladık Biraz küflendik Kendimizi ekmek sandık Günah olur diye alıp en yukarıya kaldırdık Sonra kuşlara yem olunca anladık Burası dünya Beklemek toplasan üç para Böl çarp topla Sonu yine boşa sevda Hatice Kübra Tay
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
tuz ve nar aşkına!
“ağrılardan bir dağ geldi oturdu ömrümüze… ama sen masal kuşlarını küstürme. onlar getirecek güneşi, karanlık göğümüze… tükenme! su durur, ay unutur bakışsız kalır deniz, mavisi solar mehtapsız kalır aşıklar… tükenme! çarpa çarpa kırar boynunu serçeler, göğsümün kafesinde ritmini yitirir solumdaki kan gülü kurur orada… öylece… kara çocuk… tükenme! kırılan kemik… atomlarına ayrılan biblo, tuz ve nar aşkına! yani ki, kanayan kolumuz kanadımız, adımlarımız… dağılan avuç içi haritamız aşkına! bitme! -ki olmaz… olmaz böyle dağılmak. sevgilinin saçları rüzgarda dağılır örneğin bir çocuk gülümser, bulutlar dağılır örneğin… yok. değil bu benim bildiğim, dağılmak… kırılmak… ağrımak… başka. dünya adaletsiz çocuk… dünya zorba belki eşitleniriz bir gün aşkla bu kekeme, toz ve duman şarkıyı iyi belle; -öyle durdum ki sana, demirim pas içinde. içime susmaktan, derinde besmelem, yosun içinde. besmelem ki… dağılan… kırılan… ağrıyan… kara çocuk.
Alıntı
AÇAİ AMA YEŞİL
İyi akşamlar sevgili günlükseverler. Özelimiz falan yok malum. Tüm günlüklerimi canım blog sayfama bembeyaz bir çarşaf gibi seriyorum. Hani şu bana temiz bir yatak yapsalar kendimi bile unutup uyusam dedikleri yatağın çarşafı. Bu akşamın sessizliğine biraz açai kokusu kattım. Gözlerimi kapattım sarı ışık direkt ruhuma vursun diye. Şakaklarımda tozlanma varmış gibi ağırlıklar hissettim. Şuan hala duruyor. Onları da bu yazı bitene kadar atlarım diye düşünüyorum. Bugün öyle bir pazardı ki koydu vallahi ağırlığını. Ben böyle bir pazarım işine geliyorsa ne iyi gelmiyorsa da napalım tarzı bir gündü. Mecburen kabullendik bastık bağrımıza. Dur bir yudum yeşil çayımdan alayım. Oh valla mis. Bugün bir buçuk film izledim, yarım kitap bitirdim alıntılarımı da alıp rafa kaldırdım. Tıpkı bazı şeyleri de rafa kaldırdığım gibi. Derin bir düzen günü, hafif aydınlanma, yoğun bireyselleşme falan derken kişisel gelişim geçmişim yaptı şovunu valla. Ne kadar da kendimi anlatmaya başladım ben ya. Oysa hiçte sevmem. Acaba bu yazıları yazan başka biri mi ? Olabilir mi ! Siz anlatın biraz da napıyosunuz ? Evrene enerjiler gönderiliyor olumlamalar yapılıyor mu ? Tuzlu suyu sol omuzdan aşağı gönderiyor musunuz? Esra Ezmeci'nin estetikleri ortaya çıktı mı? Kadir Ezildi saçı varken neden saç ektirdi ? Eşi hamile mi değil mi ? Ayşe Şeyma ile İbrahim Selim evlense de storylerini izlesek. Ay napalım gri hayatımıza böyle renk buluyoruz. Bizde böyle insanlar olduk. Neyse ben meditasyona geçiyorum. Boş duvara bakıp hiçbir şey düşünmemeye çalışacağım. 287. denemem. Bu sefer yirmi saniyeye ulaşıp rekorumu kıracağım. Göreceksiniz. Bu arada yeşil çayımı bitirdim. Merak edersiniz diye bilgiyi bomba gibi bıraktım buraya. Son 28 yıldır başlayıp sonunu getirdiğim tek şey. İlk dört seneyi hatırlamıyorum çok
Alıntı
İSLAM’DA CARİYELER VE İNSANLIĞA AYKIRI BİR MİRAS Bir adamın oğlu, babası yokken onun cariyesini (seks kölesini) gizlice alıp başkasına satıyor. Yeni sahibi onu memleketine götürüyor. Zamanla bu ilişkiden çocuklar doğuyor. Yıllar sonra asıl sahibi durumu öğrenip Halife Ömer’e şikâyet ediyor. Ömer’in kararı keskin ve acımasız: Cariyeyi yeni eşinden zorla alıp eski efendisine teslim ediyor; doğan çocukları da aynı şekilde ilk sahibine iade ediyor. Gerekçe? Çocuklar “statüsüz” doğdukları için köle statüsündeler. Aynı keskin ve acımasız durum, Halife Osman döneminde de tekrar ediyor. Bu kez cariye, esarete dayanamayıp kaçıyor, başka bir diyarda (Tay diyarında) kendini hür gösterip evleniyor ve çocukları oluyor. Yine yıllar sonra asıl sahibi ortaya çıkıyor. Osman da tıpkı Ömer gibi kadını ve masum çocukları zorla ilk sahibine veriyor. Zâhirî mezhebinin önemli âlimi İbn Hazm (ö. 1064) eserlerinde bu tür vakalara geniş yer vermiş, hatta bunları normal ve uygulanabilir örnekler olarak sunmuştur. Bu uygulamalar, İslam’da cariyeliğin (resmî köle fuhşu) ne kadar derin bir insanlık trajedisi olduğunu gözler önüne seriyor. Bir kadın, savaş esiri veya satın alınmış bir mal olarak görülüyor; cinsel kullanımı meşru görülüyor. Ondan doğan çocuklar ise baba mülkiyeti gibi alınıp satılıyor, miras gibi devrediliyor. Bu, modern insanlık vicdanına aykırıdır ve insanlık dışıdır. Bir çocuğun geleceğini, annesinin “mal” statüsüne bağlamak, en temel insan onuruna aykırıdır. Halifelerin bu kararları, “adalet” adına yapılmış olsa da köleliği ve cinsel köleliği meşrulaştıran bir sistemin doğal sonucudur. Bugün “İslam ahlakı” diye pazarlanan bu miras, aslında kadını ve doğan çocukları mülk haline getiren, onları iradelerinden ve özgürlüklerinden yoksun bırakan bir
ŞİFA RİTÜELİ
Gözlerindeki bu yüz kiloluk yorgunluk şifa olsun geçmişine. Çektiğin yükler önüne dizdiğin taşlar olsun seni güzel yollara götürsün. Manzaralı mevsimler düşsün ömrüne. Gözlerin güzelliklere bakmakla şifalansın. Şaman ritüelleri gibi rengarenk dumanlar şenlendirsin şu durgun halini. Böyle yürümez bu kervan bir yerden muhakkak sağa sapıp seni en güzel bahçelere götürecek. Kırma gönlünü. Toparlaması zor olur sonra. Tutun tutunabildiğin kadar. Şarkılara tutun, hayallerine tutun, güzel cümlelere tutun. Uçurum yanıbaşında gibi temkinli dostluklar edin. Bazen tuttuğun ipler elini keser, canını acıtır. İşte o zaman bırak bütün ipleri. Düşür her şeyi aşağıya. Sana lazım olan eteklerine takılır kalır zaten. Sen en güzel halinle salın doğanın en güzel yerinde. Al gökyüzünü üzerine. Korusun seni tatlı gülümsemelerin. Gün olur tadın kaçar, ağlamak için sebep ararsın. Oku bunu. Hatice Kübra Tay