Bilirsiniz, her sokağın bozuk bir sicili vardır ve utancı sokakların, günleri şehvete feda eden şizofren babalardır... Gözlerinde yalnızlığı bir hançer gibi saklayan kadınlardır... Sonrası sokakların bozkırlarıdır; hani bir ak tay düşüyle uzayıp giden ve rüzgarların ıslığıyla göklere teğet geçen...
Bizde kır at doru tay veya doru at kır tay doğurursa uğur denir..
Senin gibi iyi adamların hiçbir zaman sırtı yere gelmez. Hızır babamız, iyiliğin ve de iyi adamların her bir vakit yardımcısıdır. Hızır bir adama yardıma karar vermişse sen hiç gerisinden korkma. Sana yardım edecek. Neden belli, diyeceksin. Atıyın biri doru, birisi de kır düşmüş. bu uğurdur.
Sayfa 22 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
Bir kere teşebbüsünüz temelden yanlıştır. Çünkü Türk kültürünün kaynak eserlerini isterken bunun "yeni kuşakların kolayca anlayabileceği bir dilde" olmasını şart koşuyorsunuz. Yeni kuşakların seçkin bir küçük bölümü dışında kalanları 1000 kelimeyle konuşan gençler olduğu için bunların anlayacağı şekilde eser yazmak veya hazır-lamak fikir ve duygu bakımından düşmek, alçalmak mânâsına gelir. Halbuki gaye onların seviyesine inmek değil, onları yukarıya çekip çıkarmak olacaktır ki, bu da eserleri alabildiğine sadeleştirmek, yani basitleştirmekle asla sağlanamaz. Bu "Bin Kelimeli Millet", İngilizce yahut İspanyolcayı bilmediği halde İngiliz, Amerikan ve Arjantin şarkılarını mükemmelen ırlıyor. Demek ki kendisine ait olanı da öğrenecek kabiliyeti var demektir. Öğrensin!.. Kültür dizisi dip notları ve açıklamalarla onlara kılavuzluk edebilir ve "malak", "buzağı", "tay", "sıpa", "küşek", "palaz" kelimelerini bilmeyerek ayı yav-rusu, inek yavrusu, at yavrusu, eşek yavrusu, deve yav-rusu, kaz yavrusu diye işin içinden sıyrılan kültürsüz kuşaklar kendi dillerinin zenginliğini kendi kendilerini öğrenmek mecburiyetinde tutulur. Sınavlarda bunlara tümleç, özne uydurmaları yerine "kısrak neye derler?", "boz ve kumral hangi renklerdir?", "hangi hayvanların yavrusuna enik denir?", "bıkmak, usanmak ve bezmek arasındaki farklar nelerdir?" gibi sorular sorulur ve "dövüş-türülmek", "koşturulabilmek" gibi Türkçe kelimelerin Batı dillerinde, Arapça ve Acemcede kaç kelimeyle ifade edildiği öğretilir, bir cümlede "fiil"i sona getirerek konuşmanın büyük bir zihin ve muhakeme üstünlüğü olduğu anlatılır, sözün kısası, dilin kutsal nesne olduğu beyinlerine işlenir.
Sayfa 261 - Ötüken, 1 Kasım 1971, Sayı: 112·Kitabı okudu
yepyeni dişleriyle binlerce tay ve sonsuz giyimiyle büyük hayat
Sayfa 62·Kitabı okudu
Sesinden ışık bakışlarından Zifirî karalık sızan deli tay Şimdi sana hangi dağın yeli Hangi uçurumun uğultusu Hangi suların yıldız şavkları Kıyı kıyı git de düşme bir çölün Serâbına diyen babanın yüzü Gümüş eyerini fırlatıp attığın Vâdiye benziyor öylesine sisli Öylesine ıssız ve heder edilmiş
Sayfa 163·Kitabı okuyor
Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam. Yorgundu oysa...Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.
Alıntı
Reklam
Reklam