Taylan Tatlı

Taylan Tatlı
@taylantatli
Çevre Mühendisi
Lisans
Afyonkarahisar
İstanbul, 1 Ekim 1990
9 kütüphaneci puanı
151 okur puanı
Nisan 2015 tarihinde katıldı
“Öğrettin mi anne?” diye bağırdım. “Tek bir şey, gebelikten korunmayı bile öğrettin mi? Evde cin diyemezdik, cinselliği anımsatır diye... Yasakladınız da yapmadık mı sanki... Babam evdeyken arka balkondan eve sevgililerimizi almadık mı? Gece dışarı göndermediniz de gündüz sevişmedik mi sanki. Kız arkadaşlarımızın kapısına bıraktınız, kapısından aldınız, kaçıp kaçıp da flörtlerimizle buluşmadık mı sanki... Öğretmediniz de ne oldu, ha, ne oldu? Kardeşimle ben mutluluktan göklerde mi uçuyoruz şimdi... Çektiğimiz her tür acının içinde sizin de payınız var... Gözyaşlarımızın her damlası sizin yüzünüzden akıyor...”
Romanlar, öyküler... Biri kız biri oğlan iki çocuklu aileler... Mutfakta kek pişiren mutlu anneler, evrak çantalı, otomobilli babalar... Fügen’ler, Günseli’ler... Şişko bedenleriyle, saçı başı dağılmış çocuk peşinde koşan kadınlar, evrak çantalı kocalar, yüzü gözü morarmış kadınlar, çılgın sevişmeler, karşılıklı orgazmlar... Masallar, Romanlar... Filmler... Dört duvar arasında mutluluk simgesi kadınlar, donuk bakışlı, gülümsemesiz anneler...
Özetle, iki ucu belli yaşıyoruz: Rahim çıkışı Toprak girişi Arası: (U)mutsuzluk, en baştan bitmeye mahkûm uyduruk mutluluklar, yüzümüze kapanan kapılar, her geçen gün kendisini tüketen birliktelikler, bozuk para gibi harcanan kişilikler, klişeler, her yerde klişeler, endişeler, normalleşen depresif ruh halleri, istatistiksel yalnızlıklar, matematiksel korkular, ölümü kanıksayan çocuklar, reklamlara endeksli alışkanlıklar, kültleştirilen poplar, poplaştırılan kültler, içi boşaltılan aşklar, en sıradan, en boş olanlara adanan adaklar, tapınılan kaltaklar, kutsanan pezevenkler, ödüllendirilen kişiliksizlikler, ortalamada yaşamaya tutkallanmış ahlaklılar, ellerine çanta verilmiş, üzerlerine güzel elbise giydirilmiş, çarpıcı kokular sıkılmış, renkli kravat takılmış, ileri derecede rapor, grafik, göğüs ve kalça analizi yapabilen etkileyici iş adamları, kimyasallarla yüklü çarpıcı iş kadınları, pazarlanan erotizm, siparişle yaşanan cinsellik, kanaması dindirilemeyen Yazarın geçmişe özlemi ve daha önce de söylediğim gibi Küçük İbo ve Ünlüler Çiftliği...
İnsan kendisi olmaya çabalıyor değil mi? Ben neden kendim olduğumda kendimden sıkılıyorum? Kendimi bulmak mı sıkıcı yoksa kendimdeki gerçeklerin diğerlerininkine benzemediğini görmek mi? Kendim olduğumda, kendim olduğumu nasıl anlayacağım diğer yandan? Yazarak mı?
İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.