Sensizliği yüzlerce kitap alıp araştırmak istedim
Gittim aldım da kitapları ama okumaya korkuyorum…
Kararsızlığımın esiri oldum bu aralar, sanırım aşkın ne olduğunu anlamaya çalışmak baya leş bir durum.
Ben bir kambur taşıyorum içimde
Lağım ve balçıkla sıvanmış bir duvar düşün, onun en tepesinde bana serenat yapıyor
Elinde emanet bir hayat yaşadığımı hatırlatan bir tambur var ve altından dişlerinde biraz kan
Ah be can!
İçimden çıkıp gitmene gönlüm el vermiyor
Sanki çamurda boğuldum gibi, sanki yokluğunda baya dağıldım gibi ve her zamanki gibi bir tarafımsa dağılıp parçalanmaya hemen hazır gibi…
Sanki acı kambura bahşedilmiş bir nimet,
Cesaret; sensizlikle başa çıkmamı sağlayan ganimet
Ve ben kibrimin yarattığı bir tufandan ibaret, ne gitme diyebiliyorum ne de hakkını helal et....
Hem hayatı mahvolmuş, hem ruhu mahvolmuş, hem içinde güzel ve iyi ve saf olan ne varsa hepsi mahvolmuş gitmiş. İnanılmaz acılar çekmiş-hâlâ çekiyor. Her zaman çekecek. Onun için ne neşe var, ne huzur, ne de günahının affı. Bir suçlu gibi zincire vurulmuş bir kadın. Bir cüzzamlı gibi maske takan bir kadın. Ateş onu arındıramaz. Sular ıstırabını söndüremez. Hiçbir şey onu iyileştiremez! Hiçbir ilaç uyumasına yardımcı olamaz! Hiçbir afyon da unutmasına! Tamamen kaybolmuş durumda! Kayıp bir ruh o! Bir kadın ve bir erkeğin alışılageldik hikayesi; alışılageldiği gibi, hep yaşandığı gibi olan. Sonu da aynı sıradan son. Kadın acı çeker. Erkek özgür kalır.